Napadid Shodan – Ali Asgari (2017)

“Muayenehane yasal ama bu sorunun yasa dışı bir şekilde çözülmesi gerekiyor”

İlk cinsel ilişkilerinden sonra ortaya çıkan sorunu hastane hastane dolaşarak çözmeye çalışan genç bir İranlı çiftin hikâyesi.

İranlı sinemacı Ali Asgari’nin yönettiği ve senaryosunu Farnoosh Samadi ile birlikte yazdığı bir İran ve Katar ortak yapımı. Hikâyesi ile Cristian Mungiu’nun “4 Luni, 3 Saptamâni si 2 Zile – 4 Ay, 3 Hafta ve 2 Gün” adındaki çarpıcı filmini, konusuna yaklaşımı ve mizansen anlayışı ile başta Asghar Farhadi olmak üzere İran sinemasının önemli isimlerini hatırlatan bu çalışma tam da bu ülkenin sinemasından beklenecek ve kesinlikle görülmeyi hak eden bir çalışma. Sansürün katı kurallarına rağmen hassas bir konuyu derdini net bir biçimde ifade edebilecek bir açıklıkla dile getirmeyi başarması, hikâyesine ve karakterlerine dürüstlükle yaklaşması ve gerçekçilikten hiç sapmayan tercihleri filmi önemli kılıyor. Belki yukarıda örnek verilen referansları kadar güçlü görünmüyor ama bu yalın film Asgari’yi önemli sinemacıların arasına yerleştiriyor kesinlikle.

Gecenin karanlığında, ıssız bir yerde durmakta olan bir arabayı göstererek başlıyor film (kapanışta da aynı arabayı ve ondan uzaklaşan bir adamı göreceğiz); kamera ne çok uzakta ne de arabanın yeterince yakınında duruyor sabit bir şekilde ve filmin “ne olduğu” ile ilgili yaratmaya çalıştığı belirsizliğin de ilk sembolü oluyor bu görüntü. Gerçi “gizem”i, genç çiftin derdinin ne olduğunu çok çabuk -belki de yönetmenin amaçladığından çabuk- keşfediyorsunuz ama filmin asıl meselesi bu değil. Film bize katı kurallarla boğuldukları bir hayatın içindeki iki genç insanın umarsızca bir çare arayışlarını anlatmaya soyunmuş temel olarak ve bunu doğal ve samimi bir şekilde yapmaya çaba göstermiş. Açıkçası bu hedeflerinin ikisini de tutturmuş film. Evet, zaman zaman bir parça daha vurucu/güçlü bir mizansen bekliyorsunuz ama bu kusur filmin değerini azaltmıyor kesinlikle.

19 yaşındaki üniversiteli genç kadın ve önce abisi olarak tanıttığı erkek arkadaşı hastane hastane dolaşarak sorunlarına çare bulmaya çalışıyorlar ve içinde bulundukları düzen onlara başka bir şans tanımadığından söyledikleri yalanlarla dertlerine bir çare bulmaya çabalıyorlar; bunun için de yalanlardan (tecavüz, evli oldukları, kimliklerini evde unuttukları gibi başlarını yasal olarak da tehlikeye sokabilecek yalanlar bunlar) rüşvet teklif etmeye ve en sonunda yasadışı bir çözüme kadar her yolu deniyorlar. Ali Asgari bu hikâyeyi uzun planlarla anlatıyor sık sık ve bunu yaparken de çoğunlukla el kamerasının hareketliliğinden ve bu hareketliliğin neden olduğu tedirginlik duygusundan yararlanıyor hikâyenin içeriğine uygun bir şekilde. Arabanın arka koltuğundaki kameranın ön koltukta oturan ve içinde bulundukları çıkışsızlığa bir çare bulmaya çalışan çifti uzun süre arkadan bir çekimle göstermesi gibi, süsten uzak ama seyirciyi o anın parçası hâline getiren tercihleri var yönetmenin ki filme samimiyet de katıyor bu durum.

Hastanelerin birindeki doktorun genç adama genç kadını kastederek kurduğu “Parmağını kesmedi, bu gece bekâretini kaybetti. Ailesinin haberi olmalı, değil mi?” cümleleri kadının bekâretinin bir tabu olduğu toplumlarda yaşanacak türden bir hikâye olduğunu hatırlatıyor seyrettiğimizin. Ali Asgari genç bir çifti bir gece boyunca takip eden bir belgeselin gerçekçiliği içinde anlatıyor işte bu hikâyeyi ve film ilerledikçe tanıştığımız her bir yeni karakter (doktorlar, çiftin arkadaşları vs.) aracılığı ile bize bu toplumdan ilgi çekici bir resim sunuyor. Ne olacağını gerçekten merak ettirmesi ile dikkat çeken senaryonun bunu oyunlara, zorlama dramatik anlara başvurmadan becerebilmesini Asgari ve senaryoyu birlikte yazdığı Farnoosh Samadi’nin başarı hanesine eklemek gerekiyor. Senaryo yavaş yavaş açılırken sizi iki genç insanın yanıbaşına yerleştiriyor ve onların tüm duygularını ve korkularını onlarla birlikte yaşamanızı sağlıyor. Şehre yüksek bir noktada iki genç insanı üzerlerindeki baskının neden olduğu çaresizlik içinde gösteren karede olduğu gibi doğal bir estetiği de hiç ihmal etmiyor film ve gerçekçi bir görselliği de katıyor bünyesine.

(“Disappearance” – “Kaybolma”)

Share

Jie Jiu Wu Xian Sheng – Sheng Ding (2015)

“Filmler gerçek değildir. Bu, gerçek. Bunlar gerçekten oldu”

Polis kılığına giren dört kişi tarafından kaçırılan ünlü bir film yıldızının, çete reisinin ve onun peşine düşen polislerin hikâyesi.

Sheng Ding’in yazdığı ve yönettiği bir Çin yapımı. Aksiyon ve polisiye türdeki filmleri ile tanınan yönetmenin bu çalışması gerçekten yaşanan bir olaydan uyarlanmış. Bu filmde çetenin peşine düşen polislerden birini canlandıran Ruofu Wu 2004 yılında bir çete tarafından kaçırıldıktan 21 saat sonra kurtarılmış polis tarafından. Sheng Ding hikâyesini yine 21 saatlik bir zaman diliminde anlatmış ve bir yandan polislerin çabalarını gösterirken, zaman zaman geriye dönüşlerle getirmiş olan biteni seyircinin karşısına. Teknik açıdan iyi kotarılmış, rahat izlenen ve temposu yerinde bir film bu ve üç taraftaki (kaçıranlar, kaçırılanlar ve polis) karakterlerin tümüne önem vermesi ve onları birer tip olmanın ötesine geçirmeye çalışması ile dikkat çekiyor. Buna karşılık filmin çoğunlukla sağlam bir polisiye dizisinin iyi bir bölümü olmanın sınırları içinde kaldığını ve polisin çözüm becerisine odaklandığını da belirtmek gerekiyor.

Çin yeni yılının havai fişeklerle kutlandığı bir gecede yaşanan kaçırma olayını göstererek başlıyor film. Zai Lao’nun hazırladığı tedirgin bir müzik eşliğinde büyük şehirden gece manzaralarını getiriyor karşımıza yönetmen ve etraftaki üks arabaları kollayarak, sahiplerini fidye için kaçıran çetenin bir film yıldızını polis kılığına girerek kendi arabalarına tıkıp götürmelerini gösteriyor öncelikle. Bu sahnede olduğu gibi filmin hemen tümünde pek sakin durmayan ama aşırı hareketlerde de bulunmayan bir kamera ile anlatıyor hikâyesini Sheng Ding. Hikâyenin gerçek bir olaya dayanmasının doğal olarak yarattığı gerçekçilik duygusunu başka öğelerle de desteklemiş yönetmen: Yukarıda belirtildiği gibi gerçek hayattaki kaçırma olayının kurbanı olan oyuncuya -kendisini canlandırmayı kabul etmemesi nedeni ile polis rolünde- yer veren filmin, başında karakterleri isimlerini tanıtması gibi tercihleri örneğin filme bir ciddiyet havası kazandırmış.

Sinemada daha önce pek çok örneğini gördüğümüz bir zamana karşı yarış hikâyesini anlatan filmin bunu yaparken kronolojik bir sıra takip etmeyerek farklı zaman dilimleri arasında gidip gelmesi senaryoyu düz görünmekten kurtardığı gibi, operasyon anına kadar geçen saatleri yavaş yavaş açarak seyircinin ilgisinin de ayakta kalmasını sağlıyor teşvik ettiği merak duygusu ile. Kurbanının bir film yıldızı, daha doğrusu bir oyuncu olmasından da akıllıca yararlanmış Sheng Ding. Aktörün hayal ettiği bir aksiyon sahnesi (çetenin elemanlarının elinden kurtulmak için giriştiği kavga) ve fidyecilere oynamaya çalıştığı oyunlar üzerinden “rol yapma” kavramı için de bir şeyler söylüyor film bir aksiyon filminin sınırları içinde kalarak da olsa. Bu “hayal etme” oyununu sadece oyuncu için kullanmıyor ve olayın diğer iki tarafı, polis ve suçlular için de benzer bir kurguya girişiyor yönetmen. Bu tarafların ilki bir çatışma anını hayal eder veya bir başka ifade ile söylersek, kurgularken, ikincisi de bir banka soygununu canlandırıyor kafasında.

Standart bir aksiyondan uzaklaşmayı tercih eden ama fazla uzağa gitmemeye de özen gösteren filmin kamera kullanımında da fazla radikal olmadan farklı olmayı tercih etmesini bu tercihe bağlamak gerekiyor. Estetik olarak belli bir çekiciliği yakalamayı başaran çalışmada polislerden birinin -işine bağlılığı ve yoğunluğu nedeni ile- çocuğu ile görüşemiyor olmasını ve ancak suçlular yakalandıktan sonra onunla iletişim kurabilmesi gibi bir “klişe”ye neden başvurduğunu anlamak güç açıkçası. Bu hatasını neyse ki tekrarlamıyor film ve örneğin asıl kurbanın yanında bir ikinci kurban daha yaratarak hem diyalogların zenginliği hem de baş kurbanın karakterini daha iyi anlatabilmek açısından doğru bir seçimde bulunmasının bir örneği olduğu gibi akıllıca hareket ediyor genellikle. Film yıldızı rolündeki Çinli sinema yıldızı Andy Paul ve çete reisini canlandıran Qianyuan Wang’ın parlak performanslar sergilediği film finalindeki haber görüntülerinin de desteklediği gerçekçi havası ile dikkat çeken ve ilgiyi hak eden bir suç filmi özet olarak.

(“Saving Mr. Wu” – “Bay Wu’yu Kurtarmak”)

Share