Un Beau Soleil Intérieur – Claire Denis (2017)

“Aşkı bulmak istiyorum ben, gerçek aşkı! Neden bir kez bile olmadı? Neden, neden, neden? Anlamıyorum”

Boşanmış ve bir çocuğu olan Parisli bir kadının gerçek aşkı aramasının hikâyesi.

Fransız yazar Roland Barthes’in 1977 tarihli “Fragments d’un Discours Amoureux – Bir Aşk Söyleminden Parçalar” adlı kitabından esinlenen, senaryosunu Claire Denis ve Christine Angot’nun yazdığı ve yönetmenliğini Claire Denis’nin üstlendiği, Fransa ve Belçika ortak yapımı bir film. Juliette Binoche’un canlandırdığı kadının gerçek aşkı ve onun getireceği mutluluğu arayışını anlatan, başlarda bir parça fazla “Fransız” görünen ve seyirciyi yanında tutmakta biraz sıkıntılı olan çalışması, hikâye ilerledikçe açılıyor ve muhteşem finali ile seyirciyi avucunun içine almayı başarıyor bir daha bırakmamacasına.

Bir sevişme sahnesi ile açılıyor film ve Claire Denis’nin yakın planları ve kamera açıları ile bu sahne filmin hikâyesinin de özeti oluyor bir bakıma: Kendisinin ve yanındakinin mutluluğu için hassasiyet, bir uyuşmazlık, bir arayış ve tatminsizlik hikâyesi bu seyredeceğimiz. Film bu hikâyeyi anlatırken zaman zaman bir romantik komedi havasına da -ama kendi özgün tavrı ile elbette- bürünüyor ve önümüze “Parizyen” bir sanatçı kadınının hikâyesini koyuyor. Kadının evli bir bankacı, bir tiyatro oyuncusu, “farklı sınıf”tan taşralı bir adam, kendisi gibi sanatçı bir adam ve eski kocası ile olan ilişkileri onun arayışındaki uğrak noktaları olurken, film özellikle ilk yarısında çekiciliğini çoğunlukla Binoche’un varlığından ve onun yalın/gerçekçi performansından alıyor. Başarılı bir sanatçı ve zekî bir kadın olduğunu sürekli hissettiğimiz ve beraber olduğu erkeklerin zayıflıklarının ortaya çıkmasına neden olacak kadar güçlü bir kişiliğe sahip olan kadının bu arayışının sizi ne kadar ilgilendireceği filmden alacağınız keyfi de o derecede belirleyecektir. Bir romantik komedinin kalıplarına sıkı sıkıya bağlı kalmaması ve sık sık ağlasa da güçlü ve özgür olduğunu bildiğimiz bir kadını ana karakteri yapması hikâyeye bir güç getiriyor şüphesiz ama zaman zaman senaryo onun bu arayışını “fazlası ile kişisel” ve hatta bir parça “şımarıklık” olarak göstermenin kıyısına kadar geliyor. Neyse ki hem Binoche’un oyunculuğu hem de Claire Denis’nin sade ve özenli mizansen anlayışı kurtarıyor bu anları. Belki de bu anlardaki temel sıkıntı kadının “mükemmel” olanın peşine düştüğünü hissetmeniz ve bunun da kendinizi onun yanında konumlandırmanızı zorlaştırması.

Hikâyenin içeriği ile ilgili olarak kimilerinin hissedebileceği bu sıkıntıyı özenli anlatımı ile sık sık örtüyor Denis. Örneğin başlarda yer alan ve kadın ve evli sevgilisini bir barda gösteren sahne filmin doruk anlarından biri bu bakımdan. İki karakter ve onlara hizmet eden barmene odaklanan kamera özellikle ilk ikisi arasında yavaş kaydırmalarla hareket ederken, büyük bir kısmı tek planda çekilen bu sahne ile seyirciye tam bir sinema tadı sunuyor Denis. Sahne, içeriği ile adamın karakterini de bize çarpıcı ve eğlenceli bir şekilde anlatırken kadının sonradan dökeceği göz yaşının ve umutsuzluğunun da ikna edici bir açıklamasını sağlıyor. Gerek bu sahnede gerekse diğer birkaçında (örneğin baş karakter olan kadın ile çalışacağı galerici kadın arasındaki yine tek çekimle gerçekleştirilen sahne) oyuncuların doğaçlama yaptığı havasını da yaratmış film ki bu da lehine olmuş. Örneğin bu galeri sahnesinde özellikle Binoche o denli sahici bir tereddüt içinde canlandırıyor ki karakterini bir filmi seyretmekte olduğunuzu unutabilir ve kendinizi iki kadın arasındaki samimi bir konuşmanın gizli tanığı olarak bulabilirsiniz.

Görüntü yönetmeni Agnès Godard’ın parlak çalışması da filmin önemli kozlarından biri. Birkaç sahnede güneşin sarı rengini ustalıkta kullanmış (ya da yaratmış) sanatçı ve filmin adında dile getirilen “içimizdeki (veya içerideki) güneş”e göndermede bulunmuş. Kadının bunca ağladığı ve hayal kırıklığı yaşadığı bir hikâyenin -elbette asıl olarak o muhteşem finalinin katkısı ile- umutlu bir hava yaratmasına da olanak sağlamış onun bu görüntü çalışması. Daha önce de Claire Denis filmlerine katkı sağlamış olan Tindersticks grubundan Stuart A. Staples’ın caz esintili, saf müziğinin yanısıra iki şarkının daha (Etta James’in “At Last” ve Acid Arab ikilisine vokalde Cem Yıldız’ın eşlik ettiği “Stil” adlı şarkılar bunlar) zenginleştirdiği filmde, bu şarkıların ilkindeki dans sahnesini de sembolik anlamı üzerinden başarı ile kullanmış yönetmen. Kadının yalnız başına dans etmeye başlaması ama kısa sürede bir yabancının ona -üstelik samimi bir şekilde- eşlik etmesine izin vermesi kadının karakteri ve arayışı için hayli ipucu sağlıyor bize.

Ve final: Gérard Depardieu’nun sürpriz bir şekilde bir falcı/medyum olarak yer aldığı bu sahne özellikle uzun tutulmuş (bir süre sonra kapanış jeneriğindeki yazılar da eşlik ediyor sahneye) ve Godard’ın hafif aralık kalın perdeden içeri giren güneşin sarı rengini egemen kıldığı bu bölüm -Binoche’un umudu ve yaşam sevincini elle tutulur kılan muhteşem dokunaklı gülümsemesinin sağladığı olağanüstü destek ile- o denli etkileyici ki kadının hikâye boyunca mutsuzluktan döktüğü göz yaşlarını bu kez siz mutluluktan dökebilirsiniz. Böylesine sade bir filmin böylesine çarpıcı bir final ile seyircisine veda etmesi ve bunu bu kadar doğal kılabilmesi pek rastlanan bir durum olmasa gerek sinema tarihinde. Sadece bu sahne bile tek başına Claire Denis’in “sinema duygusu” denilen o yeteneğe ne kadar çok sahip olduğunu kanıtlıyor ve filmi izlenmeye değer kılıyor. Artık aşkı hiç tadamayacağından korkan ve yaşlanmaya doğru ilerleyen bir kadının kahramanı olduğu bu filmden özellikle Fransız sineması hayranlarının tat alacağını da belirtelim son olarak.

(“Let the Sunshine In” – “İçimdeki Güneş”)

Share

Resim ve Ressamlar – Adrian Sington / Tony Ross

Adrian Sington’un yazdığı ve Tony Ross’un resimlediği kitap, resim sanatının tarihi, ünlü isimleri ve kavramları üzerine oluşturulmuş küçük ve eğlenceli bir eser. TÜBİTAK’ın “Popüler Bilim Kitapları – Resimli Cep Kitapları” dizisi kapsamında yayımlanan kitap, alçak gönüllü hacmi ile gençler (ve konuya bir giriş yapmak isteyen yetişkinler) için yazılmış bir eser görünümünde. Fransız ressam Antoine Watteau’nun “Gilles” adlı tablosundaki “üzgün palyaço”nun anlatımı ile oluşturulmuş kitap ve Sington’un kısa ama doyurucu ve eğlenceli metinleri ve Ross’un başarılı çizimleri ile okunması kesinlikle keyif veren bir eser çıkmış ortaya.

Kitapta ünlü eserlerin reprodüksiyonlarının yanısıra Tony Ross’un “büyük ressamlar tarzında” çizerek yeniden yarattığı resimler ve bu resimlerin bir yerinde de kitapta anlatıcı olan Gilles yer alıyor. Örneğin kitabın kapağındaki Bruegel tablosu “Luilekkerland”da bir ağacın altında uzanmış yatan üç karakterin arasına Gilles’i de eklemiş Ross ve onu bu ölümsüz tablonun bir parçası yapmış. Ayrıca her bir başlıkta alıntılara da yer verilmiş kitapta. Örneğin “Mağara Sanatı” bölümünde Fransız şair André Salmon’un bir şiirinden bir bölüm, “Atölyeler ve Çıraklar” bölümünde bir başka Fransız edebiyatçı Anatole France’ın bir metni ve “Renk” başlıklı bölümde Alman edebiyatçı Herman Hesse’den bir alıntı yer alıyor. Bu alıntıların zenginleştirdiği ve resim sanatının kısa bir tarihçesi olarak da görülebilecek olan kitabın hayli estetik tasarımı da resim sanatını sevdirmek, bu sanata teşvik etmek için yararlı bir araç olarak görünen bu eseri değerli kılıyor.

Bizde -orijinal İtalyancasında olduğu gibi- Caravaggio olarak bilinen ressamın kitapta “Le Caravage” adı ile yer alması, eserin Fransızcadan çevirisinin sonucu olsa gerek; ama doğru bir tercih olmamış bu elbette ve bu konuda Türkçedeki karşılığın asıl belirleyici olduğu bir yaklaşımın benimsenmesi gerekirdi. Bu kusuru bir yana, bu cep kitabı hemen okunabilecek ve çizimlerininin kalitesi nedeni ile zaman zaman dönüp yeniden keyifle gözden geçirilebilecek bir eser. Kitabın sonunda çok kısa bir tarihçe (bir tarihçe olmaktan çok, kitabın üslubuna uygun bir özet bu), yine çok kısa bir sözlük, kitaptaki reprodüksiyonları olan tabloların ve bu tabloların segilendiği müzelerin listesi ve metinlere eşlik eden alıntıların parçası olduğu şiirlerin listesi yer alıyor.

Şık tasarımı, şık resimleri ve keyifli metinleri ile resim sanatının dünyasına iyi bir giriş sağlayan, uzmanlar için ise eğlenceli bir hatırlatma aracı olarak değerlendirilebilecek bir kitap bu, özet olarak.

(“Le Livre de la Peinture et des Peintres” – “Painting and Painters”)

Share