Salvador – Manuel Huerga (2006)

salvador

“Yapabileceğim iki şey var; sessiz kalıp başka tarafa bakmak veya mücadele etmek”

 

Franco’nun son yıllarında İspanya’da genç bir anarşistin direniş mücadelesinin hikâyesi.

 

İspanya’nın demokrasinin uzağındaki karanlık yıllarının son döneminde faşist yönetimin artan baskısına direnen örgütlerden birinin üyesi olan Salvador Puig Antich’in gerçek hikâyesini anlatan film anlattıklarını ilkini geriye dönüşlerle karşımıza getirdiği kabaca iki farklı bölümde toplamış; Salvador’un eylemleri ve yargılanması. Gerek açılış gerek kapanış jeneriği ile tüm “devrimcilere” referans görüntüler içeren film diktatörlüğe direnen hareketlerin ruhunu yüzeysel de olsa ihmal etmemekle birlikte asıl odak noktasını özellikle son bölümlerindeki vurgusu ile “adaletsizlik” olarak belirlemiş gibi görünüyor.

 

Eylem bölümlerinde kısa çekimler, hızlı kurgu ve çok hareketli bir kamera tercihinde bulunan film, dramatik hapishane bölümlerinde daha klasik ve zaman zaman duygusal bir tonu seçmiş. Hareketli bölümlerde tutturulan anlatım tarzı zaman zaman filmin anlatması gerekenden uzaklaşmasına, bir aksiyon havası doğmasına ve belki de bilinçli bir tercih olan devrimci “çocuklar” duygusunun öne çıkmasına neden olmuş. Bir diktatörlük ile ve özgürlük için verilen mücadeleye değil mücadele edenlerden birinin dramına odaklanmayı tercih eden film bu nedenle zaman zaman etkilenmemenin mümkün olmadığı dramatik sahnelere sahip olmayı da başarıyor ama filmden daha siyasi ve sosyal bir beklentiyi de boşa çıkartıyor.

 

Daniel Brühl’ün özellikle filmin son bölümlerinde çok etkileyici bir şekilde canlandırdığı Salvador uğradığı haksızlık ile bir yandan da faşist diktatörlüğe karşı hareketleri ve direnişi hızlandırmıştı. Film hemen sadece ona odaklandığı için mücadelenin tarihsel ve toplumsal konumu da dışarıda bırakılıyor ve bu bağlamda Salvador’un kişisel dramı gibi algılanma riskini de beraberinde taşıyor.

 

70’lerin iz bırakan şarkılarının da zaman zaman duyulduğu, idam cezasının yasal kılınmış bir cinayetten başka bir şey olmadığını çarpıcı bir biçimde gösteren, “tüm ülke dizlerinin üzerindeyken ayakta mücadele etmeyi” seçenleri ve Salvador’un babası aracılığı ile baskı ve korkunun insanları nasıl ezebileceğini anlatan bir film. Sinemasal açıdan değil ama anlattığı dram açısından etkileyici. O güzel devrimcilerin sinemasal becerisi daha yüksek filmleri hak ettiğini unutmadan ve idam edilmek için yaşı büyütülen bir gencin ülkesinde yaşadığımızı hatırlayarak seyretmekte yarar var.

Share

Salmer fra Kjøkkenet – Bent Hamer (2003)

salmer-fra-kokkenet

“İsveçli bir ev kadını yemek pişirmek için mutfağında bir yılda İsveç’ten Kongo’ya kadar olan bir yolu yürüyor”

 

Bekâr erkeklerin yemek alışkanlıklarını gözlemek için girişilen bir deneyde gözleyen ile gözlenen arasında gelişen arkadaşlığın hikâyesi.

 

İkinci dünya savaşı sonrasında verimlilik artışı peşinde koşan Batı dünyasının vardığı uç noktalar ile dalgasını geçen bir film bu. İsveç’li kadınlardan sonra Norveç’li bekâr erkeklerin mutfak alışkanlıklarını keşfetmenin peşine düşen bilim adamlarının (!) başarısızlığını oldukça keyifli, esprili ve sıcak bir havada anlatan film Bent Hamer’in insan ilişkileri ve günlük hayattaki ironi ve küçük sıradışılıkların peşine düşen tarzının bir örneği. “Eggs” filminde olduğu gibi çoğunlukla kapalı bir mekanda ve ağırlıklı olarak iki kişi arasında geçen film, bu tanımın akla getirebileceği sıkıcılık ve monotonluk kavramlarının tam aksine kendisini rahat seyrettiren ve çekici bir atmosfere sahip.

 

İnsanların ruhu olmayan sayıların kimliksiz parçalarına dönüştüğü, bireysel özelliklerinin göz ardı edilip ait oldukları veya ait oldukları var sayılan grupların isimsiz parçaları olarak görüldüğü istatiksel araştırmaların bir alegorisi olarak da görülebilecek film yıllar önce okuduğum bir Heinrich Böll hikâyesini hatırlattı bana. Günlerce bir köprüden geçenlerin istatistiğini tutan bir adamın aşık olduğu ama hiç tanış(a)madığı bir kadını bu istatistiklerin parçası yapmamasını anlatır. Bu filmde de gözlenenin deneye katılmaktan pişman olması nedeni ile başlayan direnişi ve gözlemekle görevli olanın tüm profesyonel bürokratik soğukluğu ile başlayan ilişki zamanla yerini sıcak bir arkadaşlığa bırakacak ve deneyin tüm kuralları alt üst edilecektir. Film iletişimi yasaklayan bu deneyin hikâyesinden yola çıkarak oldukça alçak gönüllü bir tonda çok değerli şeyler söylüyor sevgi, iletişim ve arkadaşlık üzerine.

 

Başrol oyuncularının ancak böylesine “küçük” filmlerde görebileceğiniz türden yalın ve doğal oyunculuğu filme çok şey katıyor ve özellikle sonu ile gerçekten yüreklere dokunmasını sağlıyor filmin. Dilleri, sınırları birbirine karışmış iki ülkenin, İsveç ve Norveç’in farklı karakteristikleri üzerine gözlemleri de içeren film, yine karlar altında bir evin içinde geçen bir Bent Hamer çalışması. İnsan ilişkilerinin denetlenememezliği, kapitalizmin “verim” maskesi altında mekanikleştirdiği insanların kalıpları reddetmesi ve iki insan arasındaki arkadaşlık ilişkisi üzerine fısıltılı bir tonda çok şeyler söyleyen film bir başkasının hayatını devam ettiren karakteri ile gerçek bir dostluk ve süreklilik mesajı da veriyor.

(“Kitchen Stories” – “Mutfak Hikâyeleri”)

Share