Ankara – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

ankaraYolundan çıkan, hedefini kaybeden, ülküsünü unutan bir devrimin Ankara üzerinden hikâyesi. Romanın kadın kahramanın üç ayrı evliliği üzerinden üç ayrı Ankara; idealizm, yozlaşma, ütopya. Romanın son bölümündeki ütopyanın çığrından çıkmış dozu (İçtimai Mükellefiyet Teşkilatı’nın kooperatif şubelerinin çalışmaları, herkesin sadece ” umumi kaygılar, umumi arzular, umumi ihtiyaçlar, umumi kederler, umumi neşeler içinde yanması”, planlı ekonomi ve Ankara güzellemeleri) hissedilen hayal kırıklığının boyutu ile doğru orantılı. Bugünkü Ankara ile şehircilik, insanlar, kültürel hayat, siyaset, idealler alanında kısa karşılaştırmalar bile ütopyanın boyutu hakkında fikir vermeye yeterli. “Başarısızlığın” nedenleri üzerine düşünme fırsatı yaratan ama bu konuda derin analizler içermeyen, özellikle son bölümde zaman zaman hikâyenin geri plana düşmesi ve hatta kaybolması ile etkisini yitiren bir roman. Yine de 20’ler ve 30’lar Türkiye’si üzerine düşünmek için bir araç.

Yazılar 1 – Nâzım Hikmet

yazalar1nazamhikmet

Bir şekilde hep ertelemiştim Nazım Hikmet’in düz yazılarını okumayı. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan “Yazılar” başlıklı serideki birinci kitap ile başlayabildim nihayet. Sanat, edebiyat, kültür ve dil üzerine çoğunluğu 1924-1937 arasında, bir kısmı da 50’li yıllarda yazılan ve çoğu gazetelerde yayınlanmış kısa yazılar. Nazım hakkında ne kadar fikir verebileceği şüpheli olsa da Nazım’ı tanımayı tamamlamak için gerekli. Yazıların dilinin değiştirilmeden yayınlanması doğru bir tercih. Bu tercih yazıların sonunda bazen oldukça uzun bir listeye dönüşen ve kimi zaman bence gereksiz olan “kelimelerin yeni dildeki karşılıkları “ bölümlerinin kullanılmasına neden olmuş.

Yazıları bana düşündürdüğü cümlelere göre kabaca gruplara ayırınca;

·  Bazı şeyler hiç değişmez/değişmeyecek,

·  Benim dayanamadıklarıma başka dayanamayanlar da var (“Kültür Direktörlüğü’nde öğleden sonra iş görülebilir” cümlesindeki bozukluk üzerine yazılan yazı),

·  Hollywood her şeyi sömürebilir,

·  1920’lerde bir ülkü peşinde koşanlar varmış gerçekten,

·  Sanat ve halkın bir araya getirilebilmesi, evet, imkânsız (kitaptaki tam aksini söyleyen “İşçilerle köylüler,fakir zanaatkârlarla namuslu aydınları” gerçek sanatın bir araya getirebileceği savlı yazılara rağmen, hayır),

·  Bir ülkünüz yoksa, yaşamak mekanik bir ruh hali…

·  Daha iyi bir dünya için çabalamalı, daha iyi bir dünya olmayacak olsa da en azından daha kötü olmaması için ya da hiç olmazsa süreci yavaşlatmak için…