Fa Yeung Nin Wa – Kar Wai Wong (2000)

Duvardaki bir oyuğa fısıldanıp üzeri çamurla kapatılan sır… Küçük budist rahibin gözlerinden kendi yarattığı insanın acısına bakan “Tanrı”… Yüzlerce, binlerce yılın sırlarını saklayan tapınakta kayarak hareket eden kamera… Kutsal bir acıyı dile getiren bir müzik… Ani sessizlik…

Mükemmel bir filme, mükemmel bir kapanış.

Görüp dokunamadığımız, sanki tozlu bir camın ardından bakıyormuşuz gibi artık bize belli belirsiz görünen geçmişin özlemi ile…

Questo è per te, Nicolò!

(“In the Mood for Love” – “Aşk zamanı”)

Le Temps qui Reste – François Ozon (2005)

Sinema tarihinin en başarılı, en dokunaklı ve çekinmeden söylemeli, en güzel ölüm sahnelerinden biri. Ozon hiç diyalog kullanmadan karakterinin son anlarını elindeki dondurmaya attığı son bir bakıştan gençlerin birlikte denizi seyretmesindeki kendi durumu ile tamamen zıt yaşam sevincine, cevaplamadığı telefondan son bir sigaraya olağanüstü içe dokunan bir şekilde anlatıyor. Luchino Visconti’nin Thomas Mann’dan uyarladığı “Morte a Venezia – Venedik’te Ölüm” adlı filminin finaline sevgi ve saygı dolu bir selam da gönderiyor Ozon bu son sahne ile ve beyaz vücudu ve yalnızlığı ile ölümü feci halde çağrıştıran kahramanına Valentin Silvestrov’un Postludium III adlı eserinin eşliğinde veda ediyor. Yönetmenin yarattığı karaktere aşık olduğu filmlerden biri bu kesinlikle ve bu son sahne de sinemanın yaratıcılığı unutmadığında neler yapabildiğini gösteren ve yumuşak bir hüznün nasıl dokunaklı olabileceğini kanıtlayan anları getiriyor önümüze.

(“Time to Leave” – “Veda Vakti”)