Çavlanın İçinde Sessizce – Nezihe Meriç

Nezihe Meriç’in 1996 – 2003 yılları arasında Varlık dergisinde yayımlanan anıları. İlk baskısı 2004 yılında yapılan kitabın giriş yazısında “… İkinci cilt için biraz telaş var içimde. Hemen başlayayım, hemen uçlansın istiyorum. Erteleme zamanımız geçti diyorum.” diye yazsa da Nezihe Meriç, anıların devamını yayımlayamamış ve 2009 yılında vefat etmiş. Dünya Kitap’ın “Yılın Telif Kitabı” ödülünü kazanan kitabı adeta bir sohbet havasında (kendi ifadesi ile, “konuştuğum gibi”) oluşturmuş yazar ve düz bir kronoloji takip etmek yerine, anıları kaleme aldığı günün izlenimlerinin ve içinde bulunduğu ruh halinin doğurduğu çağrışımlarla geçmişe uzanmış ve keyifle okunacak bir eser koymuş ortaya. Sayısı çok fazla olmasa da yazarın hayatının çeşitli dönemlerinden fotoğraflar da yer alıyor kitapta ve çoğunlukla, sanatçının dostu olan başka sanatçılarla birlikte görüyoruz onu bu fotoğraflarda.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın yazarlarından biri olan Nezihe Meriç’in (yakınlarının onu çağırdığı adı ile Nezim) günümüz Türkiyesi’nde -ne yazık ki- artık adları pek anılmayan ve izleri yavaş yavaş silinen cumhuriyet kadınlarından (ve insanlarından) biri olduğunu her satırında hissedeceğiniz bir anı kitabı bu. Dünya ve Türkiye meselelerine, kimi toplumsal ve siyasî olaylara bakışın yansıdığı her bölüm bunun bir kanıtı ve “Yeni Türkiye”nin aslında neleri yitirmek demek olduğunu da hatırlatıyor bize.

Öykülerinde olduğu gibi burada da sade ve sıcak bir dille anlatıyor kendisini Nezihe Meriç. “Ben anılarımı yazayım dedim durup dururken” cümlesi ile başlıyor kitap ve hemen her bölümde anı yazmak ve kendisinin neden yazdığı üzerine düşüncelerini paylaşıyor bizimle. Anıları “… bizim yaşamımızın, yaşadığımız çağa nasıl baktığımızın, nasıl katıldığımızın aynası” olarak niteliyor ve Bodrum’daki bahçenin ortasında verdiği anılarını yazma kararının gerekçesini şu şekilde izah ediyor: “Ölürsem, ben ölünce, ölüverince ne olacak bunlar? Bu, yıllardır yaşadığım, yaptığım, yoktan var ettiğim ev içi güzellikleri, bu bahçe, bu kokular, doğanın topraktan fışkıran rengi, bereketi, kokusu, canı -ki burada, ben varken benimle birlikte, ben bakarken, ben severken, ben güzellerken bana göre var olan bunlar- ne olacak?” Evinden ve bahçesinden yola çıkıp, tüm bir ömrün ve o ömüre sığdırılan “dostlukların, arkadaşlıkların, sevgilerin, acıların ve anıların” yitmemesi için yazdığını söylüyor ve iyi ki de yazıyor; hem onu daha yakından tanımanın hem de öykülerini besleyen hayatının ve pek çok sanatçı ile olan paylaşımlarının tanığı yapıyor bizi böylece. Birkaç farklı yazısında, ileride bu anıları okuyacak meraklı gençleri hayal ediyor yazar ve işte bu hayal de yine o yitip yok olmama arzusunun bir aracı olarak çıkıyor ortaya.

Nezihe Meriç’in kitapta sık sık karikatürist Semih Poroy’a doğrudan seslenmesinin (“Yaa Semih Poroy işte böyle böyle. Bir düşün bu işi”, “Ya Semih Poroy, yazmak da zor, çizmek de bazan” vs.) nedeni, anılar Varlık’ta yayınlandığında, yazılara Poroy’un çizgilerinin eşlik etmesiymiş ve bu kitapta da bu çizimler yer alabilseymiş diye düşünüyorsunuz. Bir cumhuriyet yazarının anılarını (zaman zaman günlük veya deneme biçimini de alan anılar bunlar) okumak günümüz Türkiyesi’nde ayrıca önem taşıyan bir eylem ve kitap da tüm sıcaklığı ile bu eylemi keyifli bir şekilde destekliyor.

(Toplam: 63 - Bugün: 1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir