Görme Biçimleri – John Berger

gorme-bicimleri1972 tarihli ve aynı adlı BBC dizisi için İngiliz sanat eleştirmeni, romancı, şair ve ressam John Berger tarafından yazılan metinlerin yer aldığı kitap. Geleneksel Batı kültürü estetik anlayışını ve görsel imajların (kitaptaki çevirisi ile imgelerin) arkasındaki ideolojileri anlatan dizi/kitap, daha geleneksel bir görüşün temsilcisi olan Kenneth Clark’ın yine BBC için yaptığı “Civilisation” adlı diziye karşılık olarak yaratılmış kısmen. Evet, bir devlet kanalı olan BBC’den -bugün o yüksek kültürel düzeyini az da olsa kaybetmiş olsa da- söz ediyoruz. Dört bölümden oluşan dizinin her bir bölümüne karşılık bir bölüm var kitapta ve bu bölümler sözü edilen konu ile ilgili zengin imgelerle süslenmiş. Bunun dışında, üç de sadece imgelerden oluşan bölüm var ki bu bölümler “seyirci-okurun kafasında soru uyandırmak” amacıyla hazırlanmış. Sonuçta imgelere (sanat veya reklâm imgeleri olabilir bunlar) farklı bir gözle bakmaya teşvik eden ve kimi soruları sorduğu ve cevapladığı gibi başkaları için de okuyucusunu teşvik eden bir kitap bu.

John Berger’ın Sven Blomberg, Chris Fox, Michael Dibb ve Richard Hollis ile birlikte hazırladığı kitabın yazılı denemeler içeren dört bölümünün Walter Benjamin’in “The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction” adındaki eserinden esinlenen birincisinde imge ve görme gibi kavramlar üzerinde durulurken, yağlıboya resim geleneği ve bu gelenekle üretilmiş eserlerin reprodüksiyonların etkileri konu ediliyor. İmgeyi “yeniden yaratılmış ya da yeniden üretilmiş görünüm” olarak tanımlayan Berger, Hollandalı ressam Frans Hal’in iki eseri (“Yaşlılar Bakımevinin Erkek Yöneticileri” ve “Yaşlılar Bakımevinin Kadın Yöneticileri”) üzerinden “geçmişi bulandırma” kavramını atıyor ortaya ve bulandırmayı “açıklanmasa kendiliğinden apaçık olacak şeyleri açıklamaya kalkışmak olarak” tanımlıyor. İmgenin biricikliğinin fotoğraf ile kaybolduğunu, yeniden canlandırmanın (kopyaların) resmin anlamını değiştirerek çoğalttığını ve örneğin televizyondaki bir imgenin girdiği her evde farklı bir anlama bürünebildiğini söylüyor.

Yazılı denemelerin yer aldığı ikinci (kitaptaki sırası ile üçüncü) bölümde “nü” ve “çıplaklık” kavramlarını birbirinden ayırarak, özellikle klasik resim ustalarının kadını eserlerindeki kullanım şekillerine odaklanıyor. “Çıplak olmak insanın kendisi olmasıdır, nü olmaksa başkalarına çıplak görünmektir” ve “Sıradan Avrupa nü resimlerinde asıl kahraman hiçbir zaman resimde görünmez. O, resmin önündeki seyircidir ve erkek olarak kabul edilir” ifadeleri ile klasik ustaların çoğunun kadını kendisi olarak değil erkeklerin arzu konusu olarak resmettiğini söylüyor. Buna aykırı bir örnek olarak da Rubens’in “Kürk Mantolu Helene Fourment” adlı tablosunu analiz ediyor. Üçüncü (kitaptaki beşinci) yazılı bölümde ise temel olarak yağlıboya resimlerin mülkiyet kavramı ile ilişkisi konu ediniliyor ve “bir nesneye sahip olmakla yağlıboya resimde o nesnenin görüntüsüne sahip olmak arasındaki benzerlik” olgusuna dikkat çekiliyor. Yağlıboya resmin “nesnelerin dokunulabilirliğini, dokusunu, parlaklığını ve katılığını” yansıtabilmekteki üstünlüğü ile sahip olma duygusunu ve seyirci-sahip için üretildiği algısını en iyi üreten sanat biçimi olduğunu söylüyor. Gainsborough’nun “Bay ve Bayan Andrews” adlı resmi yağlıboya resimle mülk arasındaki özel ilişkilerin örneklerinden biri olarak inceleniyor bu bölümde. Kitabın son bölümünde reklâm endüstrisinde imgelerin kullanımı (renkli fotoğrafın yağlboya resmin rolünü üstlenmesi ve ondaki “özel mülke -zaten- sahip olmanın sevincini yansıtma” özelliğini o özel mülke sahip olunduğunda (satın alındığında) değişecek hayatlar ve kıskanılacak duruma gelme ile değiştirdiği anlatılıyor. Reklamcılığın, tüketimi demokrasinin yerine geçen bir şeye dönüştürmesi tehlikesi anlatılıyor.

Berger’ın kitabı kapsama alanının genişliği düşünüldüğünde, daha çok, gündeme getirdiği kavramlara giriş niteliği taşıyor belki ama görsel malzemelerle zenginleştirilen makaleler hayli ilginç ve zevkli bir okuma, görme, analiz etme ve düşünme fırsatının kapısını açıyor okuyucu için. Bu okuma tecrübesinden sonra herhangi bir imgeye bakışın “kalite”sinin artacağı kesin ki bu zaten başlı başına yeni bir dünya demek. Bir entelektüel bakışın sonucu olan yazıların kamu yayıncılığına erişebilmesi ise ayrıca önemli bir konu, özellikle de bizdeki kamu yayıncılığının sefil durumu düşünülürse.

(“Ways of Seeing”)

(Visited 267 times, 1 visits today)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.