Koi to Sayonara to Hawai – Shingo Matsumura (2017)

“Garip tarafı da bu: Ayrıldıktan sonra daha iyi geçinmeye başladık. Birbirimizin en iyi arkadaşı gibiyiz. Her şey çok daha kolay ve rahat şimdi”

Ayrıldıkları halde birlikte yaşamaya devam eden bir çiftin ilişkilerinin hikâyesi.

Shingo Matsumura’nın yazdığı ve yönettiği bir Japon yapımı. Mizanseni ile Amerikan bağımsız filmlerini hatırlatan ve romantik komedi olarak sınıflandırılabilecek bu çalışma 3 yıldır birlikte yaşayan ama 6 ay önce ilişkilerini bitirme kararı almış bir çifti anlatıyor bize zarif, sade ve eğlenceli bir şekilde. Bir ilişkiyi bitir(ebil)meyi en zor kılacak bir yolu seçen çiftin ve özellikle de kadının buna ne kadar hazır ve/veya istekli olduğunu ele alıyor film. İki genç oyuncusunun doğal ve ekonomik performansları ile gerçekçiliği artan hikâye görülmeyi hak eden o “küçük” filmlerden biri.

2 farklı yer yatağında, küçük bir odada yatan çifti gösteren bir sahne ile açılıyor film. Çalan alarmın sesi onları sabah yürüyüşleri için uyarmaktadır. Kadının yatağının yan tarafında ona bir parça mahremiyet sağlayan bir ayaklı elbise askısı olsa da, çiftin gerçek hikâyesini bir süre sonra kadının arkadaşlarına yaptığı bir itiraf ile anlıyoruz: Çift 6 ay önce ayrılmıştır ama kadın kendi evine çıkabilecek para biriktirene kadar aynı evi paylaşmaya devam etmektedirler. Kadın üniversiteyi bitirdikten sonra çalışmaya başlamıştır, erkek ise eski Japon edebiyatı üzerine master yapmaktadır. Açılıştaki yürüyüş sahnesi çiftin diyalogları, Shingo Matsumura’nın mizansen tercihleri ve müziği ile bağımsız Amerikan filmlerinin havasını taşıyor perdeye. Hikâye abartılara kaçmayan, hayatın içindeki kadar bir mizahı ihmal etmeyen ve yaşayan karakterlerle örülmüş havası ile bu bağımsız ve samimi havasını tüm film süresince koruyor.

Bir çifti anlatsa da, hikâyenin ana karakteri kadın. Evden ayrılmasını sağlayacak tüm fırsatları ve teklifleri bir şekilde geçersiz kılan kadının kesin bir ayrılığa ne kadar hazır olduğu ve bunu ne kadar istediği hikâyenin asıl odak noktası gibi görünüyor. Erkek ise daha çok işleri oluruna ve kadının alacağı aksiyona bırakmış gibi görünse de etkileyici, esprili ve hüzünlü finalde kararı alan da o oluyor bir bakıma. Kadının zayıflama diyeti yapma kararlarına sürekli aykırı davranmasını veya spordan sonra ödül olarak tatlı yemesini ya da dişini henüz fırçalamış olmasının bir puding yemesine engel olmamasını iradesizlik ve kararsızlık örnekleri olarak görmek mümkün ama Matsumura bu tür mesajlar vermekten uzak duruyor genellikle ve bunun yerine sadece göstermeyi tercih ediyor her zaman. Filmin samimi havasına da uygun bir tercih bu ve özellikle güldürme gayreti olmadan eğlendirmeyi başardığı anlar tam da bu nedenle çok başarılı sahneleri getiriyor karşımıza. Gidilmesi planlanan bir düğün için öğrenilmeye çalışılan Hawaii dansının provaları sırasında kadının iki arkadaşına yaptığı itiraf örneğin, hayli sıkı bir sahne. Her zaman karşısındakine derdini iyi anlatamasa da kadının (ve diğer bazı karakterlerin) metaforlara başvurması da (birdenbire ayrılmanın frene çok ani ve sürekli basmaya benzetilmesi gibi) benzer şekilde filmin havasına epey eğlence katan unsurlardan biri oluyor. Filmin mizahının başarısının sırrı samimi olması ve özellikle güldürmeye çalışmaması olmuş asıl olarak.

Temel olarak bir ayrılık, ya da daha doğru bir ifade ile söylersek ayrılış hikâyesi bu ama Shingo Matsumura karakterlerini asla büyük ve iddialı sözlerle boğmuyor ve dramatik anların peşinde koşmuyor. Oysa hikâye böyle bir potansiyele sahip ve başta finaldeki “yürüme yarışı”nın konu olduğu iddia ve bu iddianın sonucu olmak üzere seyirciye gözyaşı sunabilecek pek çok fırsatı oluyor hikâyenin ama film özenle sakınıyor bundan ve onun yerine iki genç karakterinin “basit” hikâyelerini yalın ve gerçekçi bir şekilde anlatmayı tercih ediyor. Sadece bu iki karakterle de yetinmiyor senaryo ve kadının hikâye boyunca iletişim kurduğu hemen tüm karakterlerin kendilerini ve hikâyelerini de elle tutulur kılmayı başarıyor. İki baş oyuncusundan da çok sağlam destekler alıyor yönetmen bu konuda: Genç kadını canlandıran Aya Ayano ve genç adamı oynayan Kentarô Tamura karakterlerini sade oyunculuklarla gerçek kılarken, Ayano karakterinin hem güçlü hem kırılgan yönünü ustalıkla sergiliyor bize.

Filmi fazla alçak gönüllü bulanlar olacaktır ama bu alçak gönüllü tavrı onu sahici kılan yanı oluyor aslında. Örneğin son bir yemek için gidilen ve bir anısı olan restoranın artık kapanmış olduğunu fark ettikleri sahnede iki karakterin tepkisi fazlası ile sade ve hatta tepkisizlik olarak görülebilir ve bir Amerikan romantik komedisinde bu sahne bir sembolizm aracı olacakken, burada bu fırsatın kaçırıldığı düşünülebilir. Sadeliğin arada filme bir parça yavaşlık kattığı bir gerçek ama bu problem -eğer bir problemse bu- filmin sahiciliği içinde yitip gidiyor açıkçası. Kaldı ki gerek buradaki sembolizm gerekse başlı başına bir “mutluluk diyarı”, bir “cennet” olan Hawaii’nin filme adını verecek kadar hikâyenin göbeğinde yer alması bir parça derine bakmayı sevenler için yeterince güçlü imalar olarak kullanılıyorlar filmde. İki ince ve iyi insanın incelikle anlatılan bu hikâyesi Raita Yabushita’nın yumuşak görüntü çalışması ile de değerlenen başarılı bir çalışma kesinlikle. Yönetmenin kendi tecrübelerinden yola çıkarak oluşturduğunu söylediği ama kendi varlığını -bir yönetmen olarak- hissettirmenin peşinde koşmadığı ve “Hirokazu Koreeda bir romantik komedi çekseydi böyle olurdu herhalde” dedirten filmi görmekte ve tadını çıkarmakta yarar var.

(“Love and Goodbye and Hawaii”)

(Visited 6 times, 1 visits today)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.