2010 Festival Notları 4

Akvaryum (Fish Tank) – Andrea Arnold : “Free cinema?” Sadece İngilizlerin yapabileceği türden bir “gerçekçi” film. Yalınlığı, en küçük bir fazlalık içermemesi, doğallığı, bir Amerikan filminde altı kalın bir şekilde çizilecek unsurların tüm saf hali ile önümüze serilmesi. Doğal oyunculuklar. Büyümenin sıkıcılığı, birlikte olmanın seçimimize bağlı olmadığı insanları sev(eme)me ve saflığın artık anlamını yitirmiş bir kavram olması üzerine.  

 

Öksüz (Huacho) – Alejandro Fernandez Almendras : Şili’de bir küçük yerde geçen bağımsız bir film; tam da bu. Tüm bir ailenin her bir bireyinin bir günü, tüm dürüstlüğü ile. En ufak bir yapaylık, dışarıdan en küçük bir müdahele olmadan hayatın akıp giden ritminin saptanması. Oysa hayattaki her şey var filmde; sevgi, fedakarlık, yoksulluk, dayanışma, acı.  İnsan her yerde aynı, yoksulluk her yerde aynı. Kendinizi filme bıraktığınızda, samimiyeti hissetmemek imkânsız.

 

Mao’nun Son Dansçısı (Mao’s Last Dancer) – Bruce Beresford : Herkes hata yapar ama kötü (ötesi) bu filmin festivalde işi ne. Tek bir tutar yanı olmayan, bir sıradan TV filminin basitliğini bile aşamayan, anlatımı ile, politik duruşu ile, sineması ile kötü bir film. Yıldız Savaşları’ndan sonra sinemada uyumama çabası verdiğim ilk film. Kötü.  

 

PaylaşPin on PinterestShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on RedditShare on Tumblr

2010 Festival Notları 3

Genç Hizmetçiler (The Servant) – Joseph Losey :  Tek Losey filmi ile yetinmek doğru olmamış. Usta bir sinemacının uygun bir senaryo ile yarattığı büyü. Harika bir Bogarde. Bir parça eski mi? Belki? Sezdirilenlerin doğrudan gösterilenlerden daha etkileyici olabilmesine bir örnek. Nefis kadrajlar, siyah beyazın çarpıcılığı. Kötü bir yönetmenin elinde tiyatroya dönüşebilecekken sinemanın başyapıtlarından biri olmuş. Sonuca bakınca, sağolasın McCarthy.

 

Doronship 77 – Pablo Agüero : O minimalist filmlerden; nefret etmesi kolay, sevmesi zor. Geçen yıl Liverpool, bu yıl Doronship; her seneye bir adet Arjantin minimalist sinema örneği. Dış sesin başarılı kullanımı; hem vurgu hem içerik açısından. Her bağımsız filmde olduğu gibi bir “garip” baş karakter. Gidip dönmeyenlerin geride bıraktığı hüzün, devam etmenin kaçınılmazlığı ve küçük şeyler üzerine.

 

Gözleri Tamamen Açık (Einaym Pkuhot) – Haim Tabakman :  Netameli bir ikili; eşcinsellik ve din. Bastırılmış duygular, farklılık, yalan, özgürlük, aşk, aşkın serbestleştiriciliği (veya kısıtlayıcılığı) ile dinin kısıtlayıcılığı (veya serbestleştiriciliği), mahalle baskısı ve bir mucizeye dokunup sonra kaybetmek üzerine. Eksiklik gibi görünebilecek henüz olgunlaşmamış bir anlatım biçiminin bir yandan da sağladığı uçarılık. Hüzünlü. Türk seyircisinin eşcinsel aşklara verdiği garip tepki; utanma veya öfke değil, bıyık altından gülümseme. “Onlar” da seksten sonra sigara içermiş “gerçeğine” verilen garip tepki.

(“Açık Eyes Wide Open”)

PaylaşPin on PinterestShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on RedditShare on Tumblr