The Vikings – Richard Fleischer (1958)

vikings

“Kral öldü. Yaşasın kral.”

 

Vikingler, İngilizler, iktidar ve aşk için mücadele.

 

Hollywood’un maharetli olduğu o büyük savaş ve tarih filmlerinden. Keyifli ve bugünün ölçüleri ile hayli naif kalan bir animasyon ile başlayan film kapanış jeneriğinde de bir animasyon getiriyor karşımıza. Arada ise barbar Vikinglerin folklorik öğelerle de bezenmiş hayatları ve savaşları, İngiliz saraylarının politikaları, Fransa kırsalından ve dağlarından görkemli doğa görüntüleri, Jack Cardiff’in başarılı görüntü çalışması, dönemin yıldızları Janet Leigh/Kirk Douglas/Tony Curtis üçlüsü, bir parça mistizm, özellikle son yarım saatteki becerikli savaş ve ikili kılıçlı mücadele sahneleri ve bu tür bir tarihi filmden beklenebilecek diğer her öğe var.

 

İddialı ve etkileyici bir müzik eşliğinde, “denizlerin en büyüğü bir dindar ile bir kâfir arasındaki denizdir” veya “aşkını kazanamazsam nefretini kazanacağım” gibi cümlelerin döktürüldüğü seyri keyifli bir film.

 

Kirk Douglas’ın kendisi ile aynı yaştaki Ernest Borgnine’ın oğlunu oynaması, kendilerinden olmayanlara kolayca barbar diyen Hristiyan’ların tarihe yerleştirdiği ve yanlışlığı bugün bilinen Vikinglerin barbarlığı imajını (mertlikleri ile dengelenmek üzere) sık sık öne çıkarması, kâhinin sadece üç taş ile tüm cevapları bulabilmesi gibi sıradan Hollywood garipliklerini boş verin ve Richard Fleischer’in teknik ustalığını sergilediği filmin keyfini sürün ve filmin çekildiği Brittany bölgesinin tadını çıkarın. Bir yerlerden bulursanız bizde Bastır Viking adı ile bilinen, ünlü çizer Dik Browne’un “Hägar the Horrible” çizgi romanlarını okumayı da unutmayın ki Vikinglerin filmdeki barbar imajının izi kalmasın.

(“Vikingler”)

En Mand Kommer Hjem – Thomas Vinterberg (2007)

en-mand-kommer-hjem

“Kanepemde uyuyabilirsin. Bütün yemeğimi yiyebilirsin. Hatta beni biraz daha dövebilirsin.”

 

Yıllar önce terkettiği kasabaya geri dönen ünlü bir operacının ve onun dönüşü ile başlayan olayların hikâyesi.

 

İşte o garip karakterlerin olduğu veya sıradan karakterlerin garip davranışlar sergilediği mizah içeren sıcak ve küçük filmlerden biri. Benzerlerini Kuzey Avrupa sinemasında bulabileceğiniz türden bir film bu ve özelllikle öne çıkan bir yanı da yok.

 

Şaşırtıcı olan filmin görüntü çalışması. Hikâyenin bir Kuzey Avrupa ülkesinde (Danimarka’da) geçtiğini hissetmenizin mümkün olmayacağı bir şekilde çok “güneşli” bir film var karşımızda. Dış sahnelerde sarı renklerin bariz bir ağırlığı var ve iç sahnelerde de güneşin girmesinin mümkün olduğu her mekanda oyuncuların yüzlerinde güneş ışığını görmek mümkün. Buna sarı tarlaları ve klasik tabloları hatırlatacak şekilde bu sarı tarlalarda yoldan geçen arabalara el sallayan çiftçilerin görüntülerini ekleyince daha çok güneşli bir Akdeniz ülkesinde olduğunuzu düşünebilirsiniz.

 

Aşçıların sanatkâr yanının müzisyenlerden geri kalmadığını ispatlayacak keyifli “yemek yapma ve yedirme stresi” sahneleri içeren bir “babayı bulma-kaybetme-tekrar bulma” hikayesi. Güneşli ve “çok parlak” bir film.

(“When a Man Comes Home” – “Eve Dönüş”)