The Hound of the Baskervilles – Terence Fisher (1959)

hound_of_the_baskervilles

“Böyle bir davada herkes şüphelidir”

 

Arthur Conan Doyle’ın aynı isimli eserinden uyarlanan bir Sherlock Holmes hikâyesi.

 

Ağırlıklı olarak korku filmleri üzerine uzmanlaşan ve özellikle 50’li ve 60’lı yıllarda çok popüler olan Hammer şirketinin  bu filmi, şirketin uzmanlığı göz önüne alınınca belki de kendilerine en uygun olan Holmes hikâyesinden uyarlanmış. Terence Fisher’ın ustalıklı bir yönetim gösterdiği ve atmosferi başarı ile yansıttığı filmde Christopher Lee ve Peter Cushing gibi Hammer filmlerinin gedikli iki usta oyuncusu da karşımıza geliyor ve çekici bir nostalji duygusu da yaratılıyor böylece. Cushing’in Holmes yorumu sanki Holmes’un karakterinde zaten yer alan “kibir ve ukalalığı” bir parça abartılı vücut mimikleri ile gereğinden fazla ileri götürmüş gibi görünüyor ve Holmes’u zeki ve huysuz bir çocuk gibi görünüyor.

 

Hammer’ın kadrolu isimlerinden Jack Asher’ın görüntü yönetimi filmin hikâyesini ve atmosferini destekleyen ve İngiliz kırsalının ne kadar tedirgin edici olabileceğinin altını başarılı bir şekilde çizen bir çalışma olmuş.  Müziğin kullanımı hemen tüm Hammer filmlerinde olduğu gibi zaman zaman dozu kaçan bir yüksekliğe ve vurguya sahip ve bugünün sinema anlayışına bir parça ters belki.

 

Sonuçta karşımızda bir Hammer filmi, bir Conan Doyle hikâyesi, iki usta oyuncu ve bir klasik sinema örneği var. Kült olmuş filmlerden biri olmasa da ve hatta kült olabilmek için gerekli unsurlardan yoksun olsa da seyretmesi keyifli bir film. Dikkat edilmesi gereken bu filmin Hammer damgasını taşıyan filmlerden olmadığı. Zaten sanki film Doyle ile Hammer karakteristiklerinin arasında kalmış olmanın zayıflığını da taşıyor.

(“Baskerviller’in Köpeği”)

Share

Franklyn – Gerald McMorrow (2008)

franklyn

“Anlayacağınız, inanç olmadan kontrol edilmeniz zor”

 

Üçü Londra’da biri gelecekte bilinmeyen bir yerde yaşayan dört ayrı kahramanın inanç, sevgi ve intikam üzerinden birleşen hikâyeleri.

 

Karışık ve zeki hikâyeler üzerinden entellektüel seyircileri de etkilemeyi amaçlayan ve bazı anlarında bunu başarabilecek bir film. Tek başlarına ele alındığında belki pek de çarpıcı olmayacak hikâyeler beklendiği üzere filmin sonunda birleşiyor ve bazı aksayan yönleri olsa da hedeflediğine ulaşıyor. Sonunda tüm bunlar iki gencin ilk görüşte aşkı bulacakları karşılaşmayı sağlamak için miymiş diye de düşünebilirsiniz ama filmin bu zayıf yönünü bir kenara koyup tadını çıkarmanız da mümkün. Sonuçta sinemadaki yeni modalardan biri farklı hikâyeleri ele alıp sonra bu hikâyelerin kişilerini bir yerde buluşturmak. Alejandro González Iñárritu filmi “Amores Perros” gibi çok başarılı örnekleri de var bu modanın veya “Crash” gibi Oscar’a özel tasarlanmış örnekleri de.

 

Filmin başarılı olduğu alanlardan biri set tasarımı; özellikle bilinmeyen bir zamanda ve yerde geçen bölüm hem fütüristik öğeleri hem de Ortacağ’ı hatırlatan atmosferi ile etkileyici olmayı başarıyor. Bu bölüm ayrıca din üzerine havada uçuşan sözler, dinin ötekileştirici ve hâlâ baskın olan gücü ve çizgi roman estetiği taşıyan yönetimi ile diğer bölümlerden kendisini farklı kılıyor. Filmin müziği ve bu müziğin zaman zaman dozu kaçsa da sahnelerin altını çizen kullanımı da dikkat çekiyor.

 

Hikâyelerin tümünde ortak olan öğeler var; inanç, arayış ve ızdırap. Bu öğeleri ve bunlardan kaynaklanan karanlık atmosferi aksayan yönleri olsa da inandırıcı kılmayı başaran film belki kolaya kaçan sonu ile kendisine zarar veriyor ama ilgi çekici kareleri ile kendisini seyredilir kılma hedefine ulaşmış görünüyor. Yine de şu soru cevapsız kalıyor; neden parçalı bir anlatım yerine düz bir anlatım tercih edilmemiş. Soru açıkta kalıyor çünkü seyircisini hazırlamaya çalıştığı hikâyelerin birleşmesi ve gerçeklerin ortaya çıkması sahnesi için senaryodaki bazı zorlamalardan kaçınamıyor.

Share