101 Reykjavík – Baltasar Kormákur (2000)

101_reykjavik

“Hayat ölümden alınan bir moladır”

 

İzlanda’da 30 yaşında bir gencin yaşadığı boş ve bencil hayatının hikâyesi.

 

Annesi ile yaşayan ukala, sarkastik, umursamaz ve büyümemekte ısrarlı bir gencin biraz romantik, biraz komik, zaman zaman genç bir ergenin fantezisini hatırlatan biraz erotik bir hikâyesi. Hayaletlerin bile sıkıldığı soğuk kış günlerinde geçen film, yapacak bir şeyi olmadığı için kendini eğlenceye vermiş insanları anlatırken kahramanının varoluşsal problemlerinden sıyrılmak için takındığı umursamazlık maskesinin arkasına bakar gibi görünüyor ama çok da ileri gitmeden eğlenceli ve garip karakterleri ile yoluna devam etmeyi tercih ediyor.

 

İzlanda filmlerinin ortak görüntüleri olan havadan çekilmiş geniş yeşil alanlar ve kar görüntüleri bu filmde de yerini alıyor ve zaman zaman gerçekten nefes kesen bu görüntüler hikâyedeki insanların kendilerini saran boşluk ve anlamszılığı daha iyi hissetmemizi sağlıyor. Oyunculuk da yapan Baltasar Kormákur’un kendisinin de rol aldığı bu ilk filminde başroldeki Hilmir Snær Guðnason tam da canlandırdığı role uyan bir kayıtsızlık ve sevimlikle görünüyor perdede ve filmin sakin bir şekilde akmasını sağlıyor. Anne rolündeki Hanna María Karlsdóttir de rolünün hakkını verirken İspanyol sinemasından Victoria Abril kendini İzlanda’da bulan çekici bir İspanyol kadınından bekleneni getiriyor karşımıza; komik, sıcak ve seksi.

 

Kuzey Avrupa filmlerinin ortak özellikleri olan küçük garip karakterlerin küçük garip davranışlarını ele alan film kendini çekici kılmayı başaran bir alçak gönüllülük içinde tüm kahramanlarını size sevdiren türden, melankoli ve mutsuzluğun (varoluş sorununun tipik sendromları) arka planda kendini hafifçe hissettirdiği, açıklamayı değil göstermeyi tercih eden ve bu boş hayatla baş etmenin tek yolu onu yaşamak diyen bir çalışma. Hayatlarına karışmak isteyeceğiniz karakterlerin yer aldığı bir film, başarılıdır. Öyle değil mi?

Share

Redbelt – David Mamet (2008)

redbelt

“Rekabet dövüşçüyü zayıflatır çünkü rekabet mücadele değildir”

 

Bir jujitsu ustasının temiz kalma mücadelesinin hikâyesi.

 

Hem senaryoda hem yönetimde David Mamet adını görünce kötüler tarafından kuşatılmış, zekice tuzağa düşürülmüş bir insanın mücadelesini izlemeyi bekliyorsunuz. Bu film de tam da bu ama filmin temel sorunu da burada; ne tuzak hikâyesi yeterince zeki ve ikna edici ne de kahramanın yalnızlığı ve felsefesi yeterince etkili.

 

Kirli bir dünyada saflığını korumayı çalışan bir dövüş ustasının hikâyesinin sinemada pek çok farklı versiyonu var ve “Redbelt” Mamet’ın temiz ve teknik açıdan başarılı çalışmasına rağmen bu filmlerden sinema tarihine iz bırakanların arasına katılamayacak. Özetle, teknik açıdan iyi ama artistik açıdan sınıfta kalan bir film karşımızdaki.

 

Filmografisinde “House of Games” gibi başarılı çalışmalar olan Mamet bu filmi tipik bir dövüş sanatı ve aksiyon filmi olmaktan öteye taşımaya çalışmış ama bunda başarılı olamamış. İntikam filmlerinde felsefe üretme derdine düşmeden (intikamın yeterince felsefesi var sonuçta) daha sade ve başarılı örnekler için Charles Bronson filmlerini görmek yeterli. Chiwetel Ejiofor ve Emily Mortimer’in diğer oyunculardan bir adım önde göründüğü film özellikle karakterleri açısından herhangi bir orijinallik içermese de yönetmenin temel temalarını içermesi ve vakur bir dövüşçüyü öne çıkarması ile sıkılmadan seyredilebilir bir statüde.

(“Kırmızı Kuşak”)

Share