Yalancı Yarim – Ertem Eğilmez (1973)

“Bana bak, Nuri; sende sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu bir nişanlı bulunur mu?”

Zengin bir ailenin çapkın oğlu ile onun abisini kandırmak için nişanlısı rolünü oynamasını istediği ve zaten ona âşık olan yoksul bir kızın hikâyesi.

Sadık Şendil’in senaryosundan Ertem Eğilmez’in çektiği bir Yeşilçam filmi. Emel Sayın ve Tarık Akan’ın başrollerini paylaştığı film ikilinin birlikte oynadıkları ikinci çalışma (diğerleri Orhan Elmas’ın 1972 yapımı “Feryat” ve yine Ertem Eğilmez’in yönettiği 1974 yapımı “Mavi Boncuk”). Romantik komedi türündeki film Yeşilçam’ın benzer filmlerinden çok farklılaşmayan (ve zaten böyle bir derdi de olmayan) ve Emel Sayın’ın varlığının doğuracağı beklentiyi karşılayan şekilde bol müzikli bir çalışma. Buna karşılık ve kimi sahnelerde şarkı söylese de hikâye Sayın’ı bir şarkıcı kimliğinde kullanmayarak doğru bir tercih yapıyor ve Eğilmez’den bekleneceği gibi zengin oyuncu kadrosu ve mahalle kültürünü yücelten içeriği ile ilgi topluyor. Kimyaları tutan iki oyuncusu ile Yeşilçamseverleri mutlu edecek bir romantik komedi.

Filme adını veren “Yalancı Yarim”, “Senden Başka”, “Sakın Bir Söz Söyleme”, “Sevil de Sevme, Ağlama Ağlat”, “Elbet Bir Gün Buluşacağız” ve “Taç Olsan Başıma Takmayacağım (Tövbeler Tövbesi)” şarkılarını sıkça duyduğumuz film Emel Sayın’ın varlığı nedeni ile müzikli bir çalışma bekleneceği gibi. Sanatçı da güzel sesini ve şarkılarını hikâyenin emrine vermiş ve filme önemli bir katklı sağlamış. Sayın’ın katkısı bununla sınırlı değil ama; oyuncu bir aktris olarak da hiç aksamıyor ve hatta pek de rolünü sindirmişe benzemeyen (ya da benzer rolleri defalarca canlandırmış olmanın neden olduğu bir otomatik oyunculuk sergileyen) Tarık Akan’ın yanında hiç aksamıyor. Sanatçının bir şarkıcı rolünde kullanılmaması ve şarkı söylediği sahnelerin hikâyenin akışına uygun kurulmuş olması da destek veriyor Sayın’ın oyuncu profiline ve o da fırsatı iyi değerlendiriyor kesinlikle. İkiliye eşlik eden kadro da bir Arzu Film yapımı olmasının sonucu olarak hayli zengin: Münir Özkul, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Halit Akçatepe, Kemal Sunal, Hulusi Kentmen, kısa bir sinema kariyeri olan Suzan Ustan, Mürüvvet Sim ve Nubar Terziyan’ın da aralarında yer aldığı oyuncular adeta bir düşler takımı oluşturuyor ve filmin eğlencesine -ve bugün seyrettiğimizde oluşan- nostaljisine önemli bir katkı sağlıyorlar. Bu zengin kadronun tümüne olmasa bile en azından bir kısmına (örneğin Sunal’ın ve Alasya’nın karakterleri) özel bir özen gösterilip, karakterlerin özgün ve elle tutulur kılınması da filmin lehine olmuş. Dönemin alışkanlıkları gereği sessiz çekilen filmde Alasya gibi tiyatro kökenli bir oyuncuya Pekcan Koşar’ın dublaj yapması ise açıkçası tuhaf bir seçim.

1970’li yıllarda kimi sağcı yazarlar Yeşilçam’ı “servet düşmanlığı” yapmakla eleştirirlerdi ve bu suçlamanın temel gerekçeleri de -herhalde- hep bir dayanışma içinde olan yoksulların hemen hep iyi, zenginlerin ise hemen hep kötü karakterler olmak çizilmesiydi. Burada bu derece sert bir ayrım yok ama yine de hikâyenin başından sonuna kadar yoksullar hep iyi olarak çizilirken, Hulusi Kentmen’in karakterinin dışındaki zenginler ancak sonradan olumlu insanlara dönüşüyorlar. Bu dönüşümü sağlayan ise yoksulların “iç güzelliği”, tüm maddî imkânsızlıklarına rağmen dayanışma ruhu ile zorlukların üstesinden gelmeleri ve onurlarını korumaları; bu açıdan bakıldığında da burada olduğu gibi diğer örneklerde de Yeşilçam’ın bir servet düşmanlığı yapmak şöyle dursun, servet farkını normal kılan ve bu farkın zararlarının asgarîye inmesi için zenginleri iyi ve yardımsever olmaya çağıran bir tutum içinde olduğunu söyleyebiliriz rahatlıkla. Hikâye boyunca mahalleli dayanışması o kadar yoğun bir biçimde öne çıkarılıyor ki bu açıdan filmi Yeşilçam’ın bu alandaki en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterebiliriz rahatlıkla. Hızını alamayan film hayli uzun tuttuğu piknik sahnesinde mahallelileri eğlenirken göstermekle o kadar meşgul oluyor ki erkeğin kadına burada âşık olması gibi önemli bir unsuru görünmez kılıyor ne yazık ki.

Şarkıcı Alaaddin Şensoy’un da bir kadınlar matinesi sahnesinde misafir oyuncu olarak yer aldığı filmde Şendil’in senaryosundaki sözlü espriler yeterince güçlü ve komik görünmezken hikâye mizahını asıl olarak durum komedisininin başarısından ve oyuncularının performansından alıyor. Bir yanlış anlamanın (veya durumu açıklamak için uydurulan bir açıklamanın) yol açtığı komik durumlar zincirini de genellikle (sahte mektup numarası gibi anlamsız kalan bölümler hariç) doğal bir biçimde kurmayı beceren filmin finalinin de başarı ile oluşturulduğunu vurgulamak gerek. “Elden ele atılarak taşınan karpuz” sahnesi hikâyenin mesajına ve içeriğine çok uygun düşerken, iki baş karakterin denizin içinde buluşması da Yeşilçam standartlarının üzerinde olması ile dikkat çekiyor. Şarkıların enstrümantal versiyonlarının veya -kısa süreli de olsalar- filme özel şarkı kayıtlarının hazırlanmasını da filmin olumlu yanları arasına ekleyelim. Haberdar olunmayan bir nişanlıya hediye alınmış olması gibi senaryo problemleri olsa da eğlenceli Yeşilçam komedilerinden biri bu ve görülmeyi hak ediyor.

Share

Tatlı Dillim – Ertem Eğilmez (1972)

“Senin için her şeyi yaparım. Davar güderim, çift sürerim. Ne bileyim, ırgat olurum istersen. Yeter ki senin yanında olayım. Hadi, evet de bana!”

Şehirli, zengin, sporcu, yakışıklı ve şımarık bir genç adamla, köyde yaşayan idealist, çalışkan ve iyi yürekli güzel bir kadın öğretmenin aşklarının hikâyesi.

Sadık Şendil’in senaryosundan Ertem Eğilmez’in çektiği bir Arzu Film yapımı. Sinemamızın özellikle 1970’li yılların komedilerinde çokca işlediği bir konunun Eğilmez’in becerikli elleri sayesinde yine de “özgün” bir şekilde işlendiği film başrollerde yer alan Tarık Akan ve Filiz Akın’ın gençlikleri, güzellikleri ve sıcak oyunları, irili ufaklı rollerde Yeşilçam’ın pek çok oyuncusunun rol aldığı zengin kadrosu ve Şendil’in -gerçekçiliğe çok da aldırış etmeyen- eğlenceli senaryosu ile kendisini keyifli bir biçimde izletmeyi başarıyor kendisini. Selda Bağcan’nın 1971 tarihli “Tatlı Dillim” şarkısından adını alan ve bu şarkının bolca kullanıldığı film Yeşilçam’ın sıcak ve doğal örneklerinden biri olarak görülmeyi hak ediyor.

Arzu Film komedilerinin karakteristik özelliklerinden biri olarak hayli zengin bir kadrosu var filmin. Tarık Akan ve Filiz Akın’a eşlik eden kadroda nerede ise en ufak bir rolde bile Yeşilçam’ın ünlü bir ismi çıkıyor karşımıza. Zeki Alasya, Metin Akpınar, Halit Akçatepe, Hulusi Kentmen, Münir Özkul, Nedret Güvenç, Suna Keskin, çok küçük bir rolde Aytaç Arman (1971 yılında Ses Dergisi’nin yarışmasında Tarık Akan’ın arkasından ikinci olan ve henüz bir yıldız olma yolunda ilerleyen genç bir oyuncu o sırada Arman) ve Kemal Sunal bu kadronun ünlüleri. Sunal için bu filmin ayrıca bir önemi var: Alasya ve Akpınar ile birlikte Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda çalışan Sunal’ı tiyatroda izleyen Eğilmez onun doğal yeteneğinin ve Akan’ın basketbolcu arkadaşını canlandırmaya uygun uzun boyunun farkına varınca sinemadaki ilk rolünü vermiş ona. Seyircinin, kısa rolüne rağmen Sunal’a gösterdiği ilgi oyuncunun bir yıldız olmaya giden yola adım atmasını sağlamış böylece.

Film Selda Bağcan’ın seslendirdiği “Yalan Dünya” şarkısının eşlik ettiği görüntüler ile başlıyor. Gerek bu şarkı gerekse yine Bağcan’ın seslendirdiği “Çemberimde Gül Oya” ve “Tatlı Dillim” şarkılarını bolca dinlediğimiz hikâye iki baş karakterini tanıtarak başlıyor. Önce Filiz Akın’ı “mutlu bir köy” ortamında izliyoruz ve onun öğrencilerine fırlattığı top Tarık Akan’ın basket potasına attığı topa dönüşürken hikâye bu kez de bize Akan’ın canlandırdığı karakteri anlatıyor. Akın toplum için ne kadar olumlu bir karakterse, Akan tam tersi yönde bireyselliği ile öne çıkan bir adam. Adam tıp fakültesini bitirdiği halde doktorluk yapmak için en ufak bir niyet bile taşımazken, Akın yaşadığı köyde, hiçbir tıp eğitimi olmadığı halde, kısıtlı bilgisi ile köylülere sağlık hizmeti sunuyor örneğin. Bu iki karakteri tanıdıktan sonra hikâyenin nasıl süreceğini ve sona ereceğini kolaylıkla tahmin edebiliyorsunuz. Yeşilçam’ın romantik komedilerinin kalıplarına uygun olarak çatışma – yumuşama – aşk – kısa bir mutluluk – ayrılık – gerçekleri görme/gösterme – mutlu son formülü ile ilerliyor film tam da beklendiği şekilde. Bu açıdan bakıldığında filmin herhangi bir orijinal yanı yok kuşkusuz; ama Ertem Eğilmez keyifli ve tempolu bir biçimde anlatıyor bu hikâyeyi. Oyuncularının da keyif aldığını ve eğlendiğini hissettiğinizde sizin de keyif aldığınız ve eğlendiğiniz filmlerden biri bu.

Finalinde alçak gönüllü de olsa “toplumsal bir mesaj”ı da olan film okuldaki bir sınıfta geçen sahnede olduğu gibi iki başrol oyuncusunun sevimli oyunculuğundan başarı ile yararlanıyor. Akın’ın sinemamızın en batılı görünümlü yıldızlarından biri olmasına rağmen -diğer pek çok örneğin aksine- köyde yaşayan bir kadın rolünde bu kez pek sırıtmamasının da dikkat çektiği film iki yıldızının uyumlu oyunundan, birlikte yarattığı “kimya”dan ve güzelliklerinden akıllıca ve eğlenceli bir biçimde yararlanıyor hikâye boyunca ve özellikle romantik sahnelerin seyirci için epeyce çekici olmasını sağlıyor. Evet, Filiz Akın biraz çok kıyafet değiştiriyor ve bir parça da şık giyiniyor yaşadığı ortam için ama hem bu karakterin -yeterince detaylandırılmasa da ve ikna edicilikten uzak olsa da- geçmişi kurtarıyor durumu hem de filmin sıcaklığı ve samimiyeti yardımcı oluyor bu problemi çok da dert etmemeye. Filiz Akın’ın şehirli makyajını koruduğu ama en azından iki atla birlikte saban sürme sahnesini çekmeye cesaret ettiği filmde Yeşilçam’ın genel olarak çok da dert etmediği gerçekçilik ve devamlılık problemleri mevcut. Okulun son günü dendikten sonraki başka bir günde karakterlerin tekrar sınıf içinde geçen bir sahnelerinin olması, avukatla ilgili tesadüf, sarhoş etme numarası başlar başlamaz sarhoş olan kurban, küçük çocukların yanında sarmaş dolaş olunması veya adamın evlendiğini sadece ailesine değil, bunu gizlemesi için hiçbir nedeninin olmadığı arkadaşlarına da duyurma ihtiyacı duymaması gibi problemleri var hikâyenin ama asıl problem başka bir yerde. Kadının erkekten intikam alma hikâyesinin aslında “kadının sabrı ve erkeği yola getirmesi” gibi Yeşilçam’ın bolca benimsediği ve sonuçta “erkektir, yapar” anlayışını destekleyen bir yaklaşıma sahip olması önemli bir problem. Adamın terk ettiği karısının ikizine aşık olmasının karmaşıklığının ise üzerinde ayrıca durmak gerekiyor. Finaldeki açıklamanın (“Sana benzediği, seni hatırlattığı için…”) saçmalığı bir yana, intikamın kadının kocasını başkasına âşık etme yolu ile alınmasındaki tuhaflık da hiç umursanmıyor film tarafından. Dolayısı ile ne açıklamanın doğal olarak neden olacağı sorunun farkında senaryo ne de çarpık bir ilişkiyi aslında normal gösterdiğinin.

Erdoğan Engin’in özellikle romantik sahnelerdeki başarılı görüntülerinin veya “Filiz Akın’ın hayali”nin yavaş çekimle gösterildiği sahnede olduğu gibi ufak oyunların zenginleştirdiği filmde tüm oyuncu kadrosu da rollerinin hakkını vererek ve keyif alarak oynuyorlar. Özetle, sinemamızın 1970’li yıllardan gelen eğlenceli ve hatta parlak komedilerinden biri bu film.

Share