The Southerner – Jean Renoir (1945)

“Buraya su istemeye ilk kez geldiğinde söylemiştim: İnsanları olduklarından daha iyi olmaya çalışırken görmekten hoşlanmıyorum. Bu dünya emir verenler ve bu emirleri alanlardan oluşmalı”

Pamuk işçiliğinde yaşadıkları zorluklardan ve yoksulluktan bunalan bir çiftçi ailesinin kendi arazilerinde çalışmaya karar vermeleri ile yaşadıklarının hikâyesi.

Henüz kırk altı yaşındayken nehirde boğularak hayatını kaybeden Amerikalı yazar George Sessions Perry’nin ünlü romanı “Hold Autumn in Your Hand”den uyarlanan bir ABD yapımı. Senaryosunu Hugo Butler, Jean Renoir, William Faulkner ve Nunnally Johnson’ın yazdığı filmin yönetmeni Jean Renoir. Emeklerini başkaları için değil, artık kendileri için harcamak isteyen bir çiftçi ailesinin başta doğa ve pek de yardımsever olmayan komşuları olmak üzere farklı zorluklarla mücadele etmek zorunda kalmasını anlatan film Renoir’in siyasî inançlarının izlerini -özellikle finali ile- taşıyan ilginç bir çalışma. Renoir’ın önceki başyapıtlarının sinema değerine ulaşamasa da onun Amerika döneminin en önemli eseri olduğu kabul edilen film, hikâyesi ve bu hikâyenin mesajları, Renoir’ın Oscar’a aday olan yönetmenliği ve Lucien N. Andriot’un görüntü çalışması ile ilgiyi hak ediyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkesinde yaşadığı sıkıntılar ve 1939 yapımı “La Règle du Jeu – Oyunun Kuralı” filminin Nazilerle işbirliği içindeki hükümet tarafından yasaklanması nedeni ile ABD’ye göç eden Renoir’ın orada çektiği filmlerden biri olan çalışma öncelikle hikâyesi ile ilgi çekiyor. Başkalarının pamuk tarlalarında çalışarak hayatta kalmaya gayret eden ve kendileri gibi çalışırken sıcaktan ve yorgunluktan hayatını kaybeden yaşlı arkadaşlarının ölümüne de tanık olan aile bu yaşlı adamın önerisi ile kendi adlarına çalışmaya karar veriyor. Patronlarının ekilmeden boş duran tarlasının kullanım iznini alıyor aile ve zorlu maceraları da böylelikle başlıyor. Yaşlı adamın ölmeden önceki son sözleri olan “Kendiniz için çalışın. Kendi ürününüzü yetiştirin” önerisine uygun hareket eden aile “Büyük biri için çalışırsan, ekin kötü olsa da paranı alırsın. Kendi ürününü yetiştirdiğinde, ekin kötüyse mahvolursun” uyarısına rağmen girişiyorlar bu işe. Sık sık karşımıza çıkan takvim yaprakları üzerinden ilerleyen hikâye ailenin inişli çıkışlı hayatını anlatırken bir “emek mücadelesi” sergiliyor temel olarak. Bunu yaparken de dayanışmayı öne çıkarıyor ve dayanışma ruhuna aykırı davranları eleştiriyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın son yılında çekilmiş olmasının da etkisi ile Amerikan sinemasında “sol” düşüncelerin sızdığı bir hikâye anlatabilmiş Renoir. Köylünün emeğini ve doğa ile hem barışık hem de onunla mücadele dolu yaşamını çekinmeden kutsayabilmiş film bu nedenle. Finaldeki -bir parça didaktik- bir diyalog aracılığı ile duyduğumuz işçi ve köylünün kardeşliği mesajının karşımıza “orak ve çekiç”i getirmesi bunun en net örneklerinden biri olsa gerek. Kişisel çıkarlarının peşine düşenlerin ve başkalarının emeklerini sömürenlerin karşısına bir çiftçi ailesini koyuyor Renoir’in filmi ve dayanışmayı da ön planda tutuyor sürekli olarak. Amerikan sineması için çok da alışıldık olmayan bu poitik içeriği Renoir’in varlığına borçluyuz elbette ve filmi yönetmenin ABD dönemindeki diğer eserlerden ayrıştıran önemli bir unsur da bu. Komşuya verilen balık karşılığında ondan temiz su istemenin (Marx’ın “Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” cümlesini hatırlayalım!) ve zorluklara karşı birlikte mücadele edilmesi gerektiğini hatırlatan birden fazla sahnesinin bu içeriği desteklediğini ve filmi önemli kıldığını hatırlatalım son olarak.

Yoksulluğun neden olduklarını, başta yeterli beslenemeyen çocukların hastalanması olmak üzere pek çok kez sergileyen filmin içeriğinin ve karakterlerinin biraz naif bir yaklaşımla oluşturulması, çiftçinin annesi karakterinin hikâyenin anlamlı ve inanılır bir parçası yapılamaması ve finalin iyimserliğinin biraz sorunlu olması gibi problemleri var filmin. Buna karşılık sobayı birlikte yakma sahnesinin bir örneği olduğu dokunaklı ve hikâyenin atmosferine uygun sahneleri, komedi ve dramı bir arada barındıran eğlenceli kavga sahnesi ve başrollerde yer alan Zachary Scott ve Betty Field’ın Hollywood’un parıltısından uzak sade oyunları filme değer katıyor. Huysuz, bencil ve inatçı büyükanneyi canlandıran Beulah Bondi’nin -senaryonun karakterini bir parça klişe kılmasına ve tekrara düşürmesine rağmen- başarılı peformansı ile de dikkat çeken film sinema tarihinin ilginç filmlerinden biri olarak görülmeyi hak ediyor.

Amerikalı film eleştirmeni James Agee hikâyenin atmosferinin gerçekçiliğini överken, karakterlerin ve diyalogların Amerika’nın güney bölgelerinde karşılaşılacaklarla pek uyumlu olmadığını yazmış eleştirisinde. Haklı bir eleştiridir bu elbette ama anadili İngilizce olmayan ya da bölgeyi tanımayanlar için rahatsız edici olmasa gerek bu problem. Filmin -hiç de öyle olmadığı halde- Güneylileri kötü gösterdiği gerekçesi ile Tennessee’de yasaklandığını ve ırkçı örgüt Ku Klux Klan’ın boykot çağrısı yaptığını da hatırlatalım bu arada. Basit ama önemli bir “emekçi filmi” bu ve adamın, patronunun arazisini kullanmak için izin istediği sahnede pencereden görünen su kulesinin üzerindeki şirket isminin kasabanın üzerinde bir karabasan gibi asılı olmasının taşıdığı “cüretkârlığın” da Amerikan sineması için çok ayrıksı bir unsur olduğunu unutmamakta yarar var.

(“Güneyli Adam”)

(Toplam: 16 - Bugün: 14)

“The Southerner – Jean Renoir (1945)” için 2 yorum

  1. merhaba gürkan bey iyi haftalar olsun. kanımca yönetmenin amerika’da çektiği daha cazip işler varsa da bu da iyi filmlerindendir. üstad jonathan rosenbaum güney vizyonunu anlatırken martin ritt’lerle mississippi yanıyor’larla süren bir öbekte gösterir bu filmi. underrated sinemabuyusu.com sitesindeki dev yönetmenler dosyasındaysa filmin western trükleri barındırdığına değinilir.

  2. Merhaba, yorumunuz ve katkınız için teşekkür ederim. Bahsettiğiniz yazıyı okuyacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir