Viaje – Paz Fábrega (2015)

“Her şey rüzgâra aittir / Ve rüzgâr havadır sonsuza kadar seyahat eden”

Bir partide tanışan genç bir erkek ve genç bir kadının birdenbire gelişen aşklarının hikâyesi.

Paz Fábrega’nın yazdığı ve yönettiği bir Kosta Rika yapımı. Açılış jeneriğinde yer alan Octavio Paz mısralarının habercisi olduğu gibi sonsuza kadar yolculuk eden hafif bir rüzgârın akıcılığına sahip, uçarı ve hüzünlü bir hikâye bu. İki genç oyuncusunun (Fernando Bolaños ve Kattia González) karakterlerini müthiş bir doğallıkla canlandırdığı, modern bir aşk hikâyesini genç bir kuşağın hayata ve aşka bakışının aracı kılabilen, atmosferi ve mizanseni ile Amerikan bağımsız sinemasından izler taşıyan ama yine de orijinal görünmeyi başaran bu film alçak gönüllü havası içinde zarif bir keyif sunuyor izleyicisine; küçük ama kesinlikle önemli bir çalışma.

Bu siyah-beyaz film Nobel ödüllü Meksikalı şair Octavio Paz’ın “Viento – Rüzgâr” adlı şiirinin son iki satırı ile açılıyor ve Paz Fábrega hikâyesini bu şiirden aldığı ilhamla oluşturmuş görünüyor. Bu iki satırın ait olduğu şiirin son kıtasında şöyle diyor Paz: “Hiçbir şeyim ben, / Havada yüzen bir beden, ışık, dalgalar; / Her şey rüzgâra aittir / Ve rüzgâr havadır sonsuza kadar seyahat eden”. Fabrega’nın iki karakteri ani gelişen bir yakınlaşma ile birlilkte plansız bir yolculuğa çıkıyorlar ve tıpkı yolculuğun kendisi gibi aşkları da hiç planlamadıkları bir şekilde başlıyor, büyüyor ve… Sinemada alçak gönüllü hikâyeler vardır; saf ve gerçek karakterleri anlatan, bir şeylerin altını çizme telaşı olmayan ve sizi bu karakterlerle baş başa bırakan hikâyeler. İşte bu da tam da öyle bir film. Esteban Chinchilla ve Fábrega’nın ortak çalışması olan ve kelimenin tüm anlamları ile güzel görüntülerle anlatılan bu hikâye doğrudan böyle bir hedefi olmasa da seyirciye aşkın, gençliğin ve doğanın güzelliğini hatırlatıyor ve bir yandan yaşam sevincini bir yandan da yitirilen ya da yitirilmeye mahkûm olan şeylerin hüznünü uyandırıyor.

Evet, o çok seyrettiğimiz “bir erkekle bir kadın tanışır ve âşık olurlar” hikâyesi anlatıyor bu film de. Bir partide tanıştıklarında adamın ayı kostümü içinde olması değil bu hikâyeyi farklı kılan; filmin bu bildik hikâyeyi tam bir dürüstlükle anlatması ve seyircisine sahici duygular yaşatabilmesi onu diğerlerinden ayıran. Adamın öpme çabasını ret eden ama sonra kendisi onu gidip öpen kadının davranışı, “şimdi nereye?” sorusu ile başlayan bir yakınlaşmanın birlikte birkaç gün geçirmeye dönüşmesi ve iki genç insanın hikâyenin başında alaycı bir şekilde eleştirdikleri ile sonlarda yüz yüze kalmaları vs. ile karşımıza kesinlikle elle tutulur yoğunlukta bir aşkı getiriyor yönetmen. Fábrega seyircisini “eğlendirmeyi” de unutmuyor; iki baş oyuncusunu zaman zaman uzun tek çekimlik sahnelerde bizimle baş başa bırakıyor ve doğaçlama diyalogları aracılığı ile bizi onların “mahrem” hayatlarına sokuyor. Bunu yaparken ne karakterlerini ne de oyuncularını asla sömürmüyor film; cinsellik sahnelerinden özel konuşmalara her zaman onlara saygısını korumuş yönetmen ve bizi de bu saygıya davet etmiş ki filmin dürüst ve sahici görünmesinin nedenlerinden biri de bu.

İki genç âşığın bindikleri bir takside insanların “evlenme ve çocuk yapma” rutini ile dalga geçmelerine dayanamayıp müdahale eden ve “aile ve çocukların kutsallığı” üzerine onlara nutuk çeken taksiciyi Kosta Rikalı ünlü komedyen Hernan Jimenez canlandırmış ama kendisinin sadece sesini duyuyoruz bu anlarda. Kamera sadece onu dinleyen ve Fernando Bolaños ile Kattia González’in oynadığı genç erkek ve kadını gösteriyor bize burada ve iki oyuncunun bu sahnedeki performansları filmin başarısının da bir özeti olabilecek güzellikte. Bu eğlenceli sahne finalde tanık olacaklarımızın da bir bakıma habercisi bizim için. Gençliğin tüm o tatlı, kaygısız, özgürlük ve aşk dolu günlerinin o hızlı geçen zamanını burada birkaç gün içinde anlatıyor film ve sevginin somutlaştığı diyalogları ve görüntüleri ile aktarıyor bunu bize. Yönetmenin hikâyenin büyük bir kısmının geçtiği Rincon de la Vieja ulusal parkından yakaladığı kareler de gerçekten görülmeye değer. İlginç ağaçları, otları ve çiçekleri karakterlerin yakın plan çekimlerini de katarak hikâyesinin doğal birer parçası yapmayı başarmış yönetmen ve sizi de onların yanında olmayı isteyecek kadar gerçek ve çekici kılmış gördüklerinizi.

Coşkuyu ve hüznü eşit derecelerde ve hiçbir (aslında “hemen hemen hiçbir” demek gerekiyor, az örneği olsa da, görüntünün düşselliğinin çekiciliğine kendisini bazen bir parça fazla kaptırmış görünüyor yönetmen) zorlama oyunlara başvurmadan yaratabilen filmde Alejandro Fernandez imzalı müziklerin kullanımı hikâyeye yakışan bir zarafet taşıyor. İşte tam da bu zarafete yakışan bir şekilde dramatik anların altını çizmediği anlarda daha da etkileyici oluyor film. Örneğin tüm bir final aniliği ve doğallığı ile içinize oturuyor. Her iki oyuncunun da parladığı; komik ve seksî olabildiği ve tüm duygularını seyirciye geçirebildikleri bu “modern ve taze bir bakış”ı olan film sinemanın o küçük ama özel hikâyelerinden ve samimi bir romantizmin örneklerinden biri olarak görülmeyi hak ediyor kesinlikle.

(“Yolculuk”)

(Toplam: 8 - Bugün: 1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir