Four Friends – Arthur Penn (1981)

“Yazdığım şiiri bitirebilmek için aşkın ne olduğunu anlamam gerekiyor ve senin yanına aşkı bulmaya geldim”

Altmışlı yılların Amerika’sında biri kadın dört yakın arkadaşın değişen dünya ile birlikte değişen hayatlarının hikâyesi.

Kimi filmleri ile sinema tarihinde iz bırakan yönetmenlerden biri olan Arthur Penn’den bir büyüme, değişme ve bir parça nostalji hikâyesi. Dört lise arkadaşının on yıla yayılan hikâyesi bir yandan karakterlerinin hayatlarına, kendi aralarındaki ilişkilerine (ve özellikle filmin asıl odak noktası gibi görünen Danilo ile Georgia arasındaki ilişkiye) ve kendi yollarını bulma çabalarına odaklanırken diğer yandan altmışlı yılların Amerika’sında yaşanan kimi değişimleri de görüntüye getiriyor. Senarist Steve Tesich tarafından ve kendi hayat hikâyesinden esinlenerek yazılan senaryo dramı ve komediyi harmanlamaya çalışıyor ve zaman zaman rayından çıkmış görünen bir hava taşıyor.

Dört baş oyuncusu bugün pek tanınmayan ve çoğunlukla televizyon filmlerini içeren kariyerlere sahip oyuncular ve tümünün sıcak ve genç oyunculukları öne çıkıyor filmde. Özellikle Danilo rolündeki Craig Wasson bu dört karakter içinde asıl odaklanılan kişi rolünde başarılı bir oyunculuk veriyor. Film bu dört karakterin hikâyesini anlatırken dönemin kimi olaylarını da hatırlatmayı deniyor ama bu paralel değinmeler daha çok “Hatırlıyorum” türünden ve asıl hikâye ile kaynaşmadan sanki “evet, o dönemde şunlar da oluyordu” diye düşünülerek eklenemiş gibi görünen yapıları ile pek de etkileyici olamıyor. İşçi sınıfı kökenli ailelerin çocukları olan bu dört gencin üzerinden izleri hâlâ süren ırkçılığa, yok olan Amerika düşleri ile işçi sınıfı ve göçmenlere, yakılan Amerikan bayrağının gösterildiği Vietnam savaşına karşı olan gösterilere film farklı alanlara da kaymaya çalışıyor ama bunu pek de güçlü bir şekilde yapamıyor açıkçası. Yine de lise mezunlarının kariyer günlerine gelip “ucuz işçiler” kapatmaya çalışan bir çelik fabrikatörünü “Hit The Road Jack” şarkısı eşliğinde protesto eden ve “komünist” içerikli konuşma yapan gençlerden birinin on yıl sonra bu fabrikatörün kapısında iş için beklerken gösterilmesi çarpıcı bir kare.

Filmin temel sorunu dram, komedi ve hatta romantik komedi arasında gidip gelen bir atmosfer içinde anlattığı olayların dönüp dolaşıp nerede ise “aslında birbirlerine ait olan ama bir türlü kavuşamayan gençlerin” hikâyesine dönüşmesi. Bu hikâyeye eşlik eden ve dozu bir parça fazla kaçmış görünen trajik olaylar ve hatta melodram unsurları bir süre sonra boğmaya başlıyor seyredeni ve film uzun ve karmaşık hayat hikâyelerinin hepsini bir filmin süresinde anlatmaya çalışan bir kronolojiye dönüşüyor.

Şiirsel bir ton ile standart bir televizyon filmi arasında değişip duran havası ile film belki çok önemli bir eser değil sonuç olarak. Yine de altmışlı yıllara nostaljisi, işçi sınıfına odaklanması ve “sol” demenin imkânsız olduğu kimi liberal söylemleri ile ilgi çekebilecek bir film. Penn’in kendini hissettirdiği bayrak yakma bölümü gibi başarılı sinemasal anları da içeriyor üstelik. Hikâyenin hemen başındaki şiirsel ve orta sınıf ahlakını eleştiren tavır tüm filme yayılabilse ve Sırp halk danslarını sergileyen göçmenlerle “yozlaşmış” hippi kulüplerindeki modern dansları paralel kurgu ile gösterme gibi kolay yollara sapmasaymış keşke.

(“Dört Arkadaş”)

(Visited 33 times, 1 visits today)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.