Hamsi Nuri – Sırrı Gültekin (1973)

“Ben gözü pek, kafası kel, Hamsiköylüyüm”

Bozulan arabasını tamir ettirmek için paraya ihtiyacı olan Hamsi Nuri’nin, arkadaşı Torik ile birlikte, kaçırılan bir şarkıcıyı kurtararak para kazanmaya çalışmasının hikâyesi.

Sadık Şendil’in senaryosundan Sırrı Gültekin’in çektiği bir komedi. 150’yi aşkın yönetmenlik çalışması olan Gültekin’in hızlıca ürettiği açıkça belli olan bu Yeşilçam komedisi derli toplu bir hikâyeye sahip olmayan, dönemin popüler ismi Öztürk Serengil’in varlığına dayalı bir skeç havasında daha çok. Zeki Alasya’nın sinemadaki ilk filmlerinden biri olan 1973 yapımı bu filmde dönemin popüler şarkıcısı Füsun Önal da ilk sinema deneyimini yaşıyor. Serengil’i hayranlarına sevdiren konuşma şekli ve mimiklere dayalı oyununa Zeki Alasya da -fazlası ile üstelik- katılmış yardımcı oyuncularla birlikte ve ortaya kaba kelimesini hak eden ve Şendil’in elinden çıkma senaryosuna rağmen fiziksel komediye kayan bir film çıkmış. Meraklısı için ilginç ve eğlenceli olabilir belki ama açıkçası birkaç komik bölümü dışında vasat ve hatta altında olan bir çalışma bu.

Basit ama eğlenceli ve hikâyenin ileride karşılaşacağımız kimi bölümlerine göndermeleri olan bir animasyon çalışması ile başlıyor film. Animasyona “Hamsi Nuri” şarkısı eşlik ederken ne şarkının yaratıcıları ne de animasyonun çizeri ile ilgili herhangi bir bilgi veriyor bize jenerik tam da Yeşilçam’dan bekleneceği gibi. Bu jeneriğin vaat ettiğinin altında kalıyor daha sonra seyrettiğimiz hikâye ne yazık ki. Tıpkı açılış sahnesinde, Serengil’in bozulan arabasını atların çekmesinde olduğu gibi film anlık komik görüntülere ve bazıları hikâye ile hiçbir bağlantısının olmadığını rahatlıkla söyleyebileceğimiz skeçlere dayanarak ilerliyor ve Serengil ve Alasya hayranlığına yüklenmeyi tercih ediyor çoğunlukla. Her iki oyuncu da, Füsun Önal hariç filmin tüm kadrosunun eşlik ettiği abartılı oyunları ile karakterlerinin fiziksel yanlarını vurguluyorlar kendilerinden bekleneni karşılayacak şekilde. İlk kez bir filmde yer alan ve toplamda dört sinema filmi olan Füsun Önal ise asıl mesleği oyunculuk olan tüm diğer isimlerin performansı ile karşılaştırıldığında nerede ise ekonomik denebilecek bir oyunculuk ile farklı -ve daha doğru- bir yerde duruyor. Sanatçının seslendirdiği şarkılar (“Aşkından Deliye Döndüm”, “Dile Benden Ne Dilersen”, “Senden Başka”, “Oh Olsun”) ile de hikâyeye renk kattığını süşünürsek, Önal açısından başarılı bir sınav olmuş diyebiliriz film için.

Sadık Şendil’in yazdığı metin, bir fikrirden yola çıkıp bunu senaryoya dönüştürmek yerine daha çok kaba esprilerle ve Serengil’den duymaya alışık olduğumuz lâf oyunları ile yetinmek yöntemi ile oluşturulmuş gibi görünüyor. “Ne haber” sorusuna verilen “turfanda biber” cevabını bir espri olarak kabul ederseniz eğer, bolca espri var bu metinde! Açıkçası gerek bu tür “espri”ler gerekse özellikle köşk içinde geçen kavga sahnesinde olduğu gibi, ortada bir senaryo olmadığı ve seslendirme sırasında doğaçlama olarak konuşulduğu havasını veren durum filmin senaryo açısından sınıfta kaldığını gösteriyor kesinlikle. Hikâye ile hiçbir ilgisi olmayan boks maçının filmde ne aradığına verilebilecek tek cevap -nedense korse giyen- Serengil’e şov yapma fırsatı vermek olabilir ki bu da bir senaryo için olumlu bir puan değil kuşkusuz. Buna karşılık film seyirciden belli bir ilgi görmüş olmalı ki hemen ardından aynı yıl bir “Hamsi Nuri” filmi daha girmiş gösterime: “Kolsuz Kahramanın Kolu” (Temel Gürsu).

Komedinin abartmakla eş anlamlı tutulduğu, âşıkların bir Yeşilçam klasiği olarak şarkılar eşliğinde ağaçların arasında koştuğu, kendisini kaçıran patronunun gazinosunda şen şakrak şarkı söyleyen kadın gibi tuhaflıkları olan filmde kurgunun ve mizansenin yetersizliği “kül tablası ve sehpa” esprisinde olduğu gibi komik anların dikkatlerden kaçmasına da neden oluyor. “İğrenç yemek” sahnesinin seyirci için de komik değil, iğrenç olmasının bir başka örneği olduğu bu mizansen başarısızlığı o dönemde seyircinin pek umurunda olmamıştır muhtemelen ve Serengil’in göbeğini oynatması yeterli bir komedi kaynağı olmuştur herhalde. Son bölümlerinde tutarlılığını iyice kaybeden hikâye hem insanlarda hem yakıtı biten araçlarda doping vazifesi gören hamsi üzerinden bir Karadenizli karakter de yaratmak isteyen ama birkaç söz dışında (“Biz karadeniz uşağıyız”) bunu da başaramayan bir çalışma. Yine de gerek yaratacağı nostalji duygusu, kabasından da olsa Yeşilçam komedilerinden bir esinti getirmesi ve sayıları az olsa da kimi komik anları ile ilgi çekebilir bu film. Bu nadir komik sahnelerden birinde Serengil ve Alasya, sebze taşıyan bir aracın arkasından, kendilerini takip eden aracın camına bu sebzeleri fırlatıp duruyorlar ve -süresi hayli uzun tutulmuş olsa da- bu bölüm kesinlikle eğlenceli bir hava katıyor filme.

(Visited 47 times, 1 visits today)
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.