Poltergeist – Tobe Hooper (1982)

“Geldiler!”

Küçük kızlarını hedef alan doğaüstü olaylarla savaşmak zorunda kalan bir ailenin hikâyesi.

Steven Spielberg’in orijinal hikâyesinden yola çıkılıp onun da içinde olduğu bir ekip tarafından senaryosu yazılan ve Tobe Hooper tarafından yönetilen bir klasik korku filmi. Pek çok iddiaya göre yönetmenlik çalışmasının Hooper’dan çok Spielberg’e ait olduğu film hemen hiç kan göstermeden ve sadece tek bir canlının (kafesteki minik bir kuş ki onun ölümünün de olan bitenle pek ilgisi yok gibi görünüyor) hayatını kaybettiği, dönemine göre hayli iyi ama bugün belki bir parça zayıf görünecek efektlere çok da yaslanmadan gerilim/korku yaratmayı başaran bir çalışma. Zaman zaman kara bir mizaha da başvuran (ki çok da filmin lehine olmamış bu tercih açıkçası) filmin klasik hatta kimileri için kült özelliği olmasının yanında epey bir kusurunun olduğunu da söylemek gerekiyor.

1986’da “Poltergeist II: The Other Side” ve 1988’de “Poltergeist III” adını taşıyan ve pek beğenilmeyen devam filmleri de çekilen bu çalışmanın elbette tipik bir Amerikan pazarlama taktiğinin sonucu olarak kimi uğursuzluklara neden olduğu yolunda hikâyeler olsa da filmin iki oyuncusunun hayli erken ölümlerini anmak gerekiyor. Ailenin büyük kızını oynayan Dominique Dunne için bu ilk ve son sinema filmi olmuş, filmin çekildiği yıl ve henüz yirmi iki yaşındayken erkek arkadaşı tarafından boğularak öldürüldüğü için. Ailenin küçük kızını canlandıran ve “kötü ruh”un musallat olduğu Heather O’Rourke ise film çekildikten altı yıl sonra rahatsızlanarak ölmüş. Bu “lanetli” filmin hikâyesini Spielberg Denver’daki bir parkın yapılış öyküsünden yola çıkarak yazmış. Tıpkı filmimizde olduğu gibi bir mezarlıktaki mezar taşlarının kaldırılıp içindeki iskeletlerin, maliyet nedeni ile, yapılan parkın zeminin altında bırakıldığını öğrenen Spielberg bunu sinemaya taşımış ve bir televizyon ekranı üzerinden küçük kıza ve tüm aileye musallat olan “huzursuz” ruhların hikâyesini yazmış. Filmin adı Almanca bir kelime ve objeleri hareket ederek gürültü çıkaran ve insanları fiziksel olarak rahatsız eden ruhlar için kullanılıyor (Tezer Özlü 1982’de Milliyet Sanat Dergisi’ne yazdığı bir yazıda filmin adını Almanca’dan “Gürültünün Ruhu” olarak çevirmiş). 2015 içinde Gil Kenan’ın yönettiği bir tekrar çekimi de gösterime girecek olan film işte bu mezarları yok edilen ama cesetleri hak ettiği saygıyı görmeyen ruhların intikamını anlatıyor bir bakıma.

Jerry Goldsmith’in her zamanki gibi hikâyeye hayli uygun ve belki fazlası ile profesyonel müziği eşliğinde anlatılan hikâyenin metninin arkasında duranlara göz atmak gerekiyor sanırım öncelikle. Açılış sahnelerinden başlayarak film önümüze huzurlu bir Amerikan kasabasında yaşayan huzurlu bir Amerikan ailesini getirdiğini ısrarla vurguluyor. Ailedeki erkek çocuğun yatarken bile taktığı beyzbol şapkası ve okuduğu en Amerikan milliyetçisi çizgi roman “Captain America” hep tipik Spielberg tarzı bir Amerikan değerlerine düşkünlüğü ve daha ileri gidersek muhafazakârlığının göstergesi. Her ne kadar uğradıkları haksızlığın intikamını alıyor olsalar da, aileye tehdidin onların yerleştiği ve düzenlerini kurduğu yerin eski sahibi olan yerlilerden geliyor olması da aynı düşünce yapısını işaret ediyor. Kaldı ki ruhların dadandığı ailenin “örnek” profili, küçük kızın masumiyeti ve gösterildiği iki sahnede ruhların korkunç görüntüsü bu “haklılık” payını da yok ediyor kesinlikle. Final bölümünde evin, bir başka deyişle kutsal yuvanın başına gelen de bu ruhların korkunçluğunun bir başka göstergesi elbette. Kasabanın üzerinde sürekli hızla hareket eden kara bulutlar, erkeklerin evde toplanıp tam bir Amerikan sporu olan beyzbolu seyrettiği bu örnek Amerikan kasabasının (Amerikan toplumunun) tehdit altında olduğunun sembolü olarak yorumlanabilir.

Anlaşılan televizyonların yirmi dört saat yayın yapmadığı günlerde geçen hikâyede gizemli yaratıkların, televizyonun Joe Rosenthal’ın ünlü “zafer bayrağını diken Amerikan askerleri” fotoğrafı ve Amerikan milli marşı ile kapanmasından sonra ve televizyonun karıncalı görüntülü ekranı aracılığı ile ortaya çıkmasını da benzer bir niyet okumanın parçası yapmak mümkün. Yayının olmadıığı durumlar dışında hep açık duran televizyonun hikâyedeki yeri hayli önemli ve belki hatta sembolik aslında. Kötü ruh onun ekranı üzerinden aileye musallat olduğu gibi, ele geçirdiği küçük kızı da “içine alıyor”. Son sahnede ailenin yerleştiği yerdeki televizyonu odanın dışına çıkarması da filmin televizyon ile ilgili bir derdi olduğunun sembolü sanki. Televizyonun yanında filmin bir Star Wars sevgisi de sık sık kendisini gösteriyor, duvardaki posterlerden çocukların oyuncaklarına kadar.

Filmin havasına pek de uymuş görünmeyen bir mizah havası da var zaman zaman ki bununla tam olarak neyin amaçlandığını anlamak pek mümkün değil. Benzer bir şekilde kimi sahnelere de, öneğin evin büyük kızına laf atan işçilerin sahnesi, bir anlam bulmakta zorlanma ihtimaliniz yüksek. Anne ve babanın doğaüstü olayları ilk yaşadıklarında, korkmayıp sadece şaşırmaları, hatta eğlenmeleri ve çözüm için başvurdukları yeri ve kişileri nasıl buldukları da ya olumsuz anlamda şaşırtan ya da gerçekçiliğe ters düşen anların örnekleri olarak dikkat çekiyor. Zelda Rubinstein’ın iyi oynadığı ama tiplemesinin senaryodan kaynaklanan karikatürlüğünü tam anlamı ile yok edemediği filmde oyunculuklar daha çok “idare eder” bir havada.

Yukarıda sıraladığım kusurlarına rağmen film yine de çekici olmayı başarıyor. Açılışta evin köpeğini odaları dolaştırarak ailenin bireylerini ve hikâyenin hemen tümünün geçtiği evi tanıtması akıl dolu bir profesyonellik örneğin ve başka sahnelerde de görüyoruz bu profesyonelliğin izlerini. Abartılı olmayan görsel efektlerin de ustalıkla kullanıldığı film hikâyesini de Hollywood’a özgü bir ustalık içinde hayli akıcı olarak anlatıyor bize. Kan dökmeden de filmlerin korkutucu olabileceğini (gereksiz mizahına rağmen) kanıtı olabilen bir film, sadece kült olması nedeni ile ilgiyi hak ediyor zaten; kötü ruhları ilk sezenin evin köpeği olması gibi pek çok klişesine rağmen üstelik.

(“Kötü Ruh”)

(Toplam: 121 - Bugün: 1)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir